SERVİS TAŞIMACILIĞI EYLEM KARARIMIZA CEZA VERİLMESİNE ANAYASA MAHKEMESİNDEN HAK İHLALİ KARARI
ANTALYA ŞUBE YÖNETİCİLERİMİZİN YANINDAYDIK!
Eğitimdeki Çöküş İnanç Üzerinden Örtülemez: Okul Eğitimindir, İnanç Bireyin Alanıdır
KAMUCU EĞİTİM DERGiMiZiN 4. SAYISI ÇIKTI!
Karadeniz Teknik Üniversitesi ve Bölge Okullarımızda Örgütlenme Çalışması Gerçekleştirdik
17 Şubat 2026
Eğitim-İş olarak; “Tekinsiz Eğitim Tekinsiz Gelecek” dediğimiz için haklarında dava açılan Antalya Şube yöneticilerimizin yanındaydık.
Antalya Şube yöneticilerimiz Hüseyin Kangallı, Mehmet Kubilay Önal, Önder Güneş ve Ulaş Oğuz’un beraat ettiği duruşmaya Genel Başkanımız Kadem Özbay, Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreterimiz Yeliz Toy, Genel Merkez avukatımız Burak Sabuncu, Antalya Şube Başkanımız Sadık Acar, yöneticilerimiz ve üyelerimiz katıldı.
Genel Başkanımız Kadem Özbay’ın mahkeme önünde yaptığı açıklama şöyle:
“Bugün burada görülen, Antalya Şube yöneticilerimize yönelik açılan dava, sendikal haklara yönelik açık bir müdahaledir.
Bu nedenle Eğitim-İş Genel Merkezi olarak buradayız ve gerçekleri kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.
Öncelikle şu husus açık biçimde bilinmelidir:
Dava konusu yapılan açıklama Eğitim-İş Genel Merkezi’nin açıklamasıdır.
Sendikal işleyiş açısından Genel Merkez tarafından yapılan bir açıklamanın şubeler ve yöneticiler tarafından illerinde paylaşılması bir tercih değil, sendikal sorumluluktur.
Dolayısıyla ortada bireysel bir tasarruf değil, kurumsal bir irade vardır.
Sorumluluk aranacaksa adres Antalya Şube yöneticilerimiz değil, Genel Merkez yönetimidir.
Bu tablo bize şunu da göstermektedir:
Anlaşılan o ki bu davayı açanlar sendikalar hukukundan da, sendikal örgütlenmenin doğasından da, işleyişinden de bihaberdir.
Bu dava hukuki değil, siyasidir.
Bu dava bir suç isnadı değil, bir susturma girişimidir.
Biz ne dedik?
“Tekinsiz Eğitim, Tekinsiz Gelecek” dedik.
Tekinsiz ne demektir?
Güvensiz demektir.
Belirsiz demektir.
Riskli demektir.
Çocukların geleceği açısından kaygı verici demektir.
Bugün eğitim sisteminde yaşanan tam olarak budur.
Bizi Yusuf Tekin ya da herhangi bir kişi şahsen ilgilendirmez.
Ancak bir kişi Milli Eğitim Bakanı ise ve eğitimde yaşanan sorunların, gerilemenin ve çöküşün politik sorumluluğunu taşıyorsa; o makam için eleştiri yapmak da, istifasını istemek de demokratik ve sendikal bir hak olduğu kadar sorumluluktur.
Evet — eğitimde bugün yaşanan tablonun birinci derecede sorumlusu olan Yusuf Tekin’in Milli Eğitim Bakanı olarak görevine devam etmesini istemiyoruz.
Çünkü biz tarikatların ve patronların taleplerini önceleyen, çocukların eğitim hakkını zedeleyen, eğitim emekçilerinin haklarını gasp eden bir Milli Eğitim Bakanı istemiyoruz.
Biz kamusal eğitim istiyoruz.
Biz laik eğitim istiyoruz.
Biz bilimsel eğitim istiyoruz.
Biz eşit eğitim istiyoruz.
Bir kamu politikasını eleştirmek suç değildir.
Eleştiri demokrasinin temelidir.
Yönetim makamında olanlar da, siyasette bulunanlar da eleştirileri dinlemek, bundan ders çıkarmak ve gerektiğinde özeleştiri yapmak sorumluluğundadır.
Bizim yaptığımız hakaret değil, gerçekleri dile getirmektir.
Asıl hakaret nedir biliyor musunuz?
Çocukları eşit görmemektir.
Çocukları yoksulluğa mahkûm etmektir.
Okulları temizleyememektir.
Eğitim emekçilerinin taleplerini duymazdan gelmektir.
Haklarını gasp etmektir.
Mesleği değersizleştirmektir.
Bunları dile getirmek suç değil, sendikal görevdir.
Eğitim-İş susturulamaz.
Eğitim emekçileri yargı sopasıyla hizaya getirilemez.
Biz korkmayız.
Biz geri adım atmayız.
Antalya Şube yöneticilerimize açılan dava gerçekte sendikal mücadeleye açılmış bir davadır.
Politikaların sorumlusu kimse, adını söylemekten geri durmayacağız.
Çünkü bu ülkenin çocukları korkuyla değil umutla büyümeyi hak ediyor.
Bilimle büyümeyi hak ediyor.
Laiklikle büyümeyi hak ediyor.
Eşitlikle büyümeyi hak ediyor.
Mücadelemiz meşrudur.
Sözümüz anayasal güvence altındadır.
Bu dava bizi susturmayacaktır.
Tam tersine mücadelemizi büyütecektir.
Laik, bilimsel ve kamusal eğitim için mücadele etmeye devam edeceğiz.
Bu ülkenin geleceğini karanlığa teslim etmeyeceğiz.”