04 Ağustos 2026
Türkiye’de çocukların suça sürüklenmesine ilişkin TÜİK verileri, artık görmezden gelinemeyecek bir tabloyu ortaya koyuyor.
Güvenlik birimlerine gelen ya da getirilen çocukların karıştığı olay sayısı, son on yılda 162 bin 384 artarak yüzde 36,28 yükseldi. 2015 yılında 447 bin 575 olan bu sayı, 2025’te 609 bin 959’a ulaştı. Üstelik bu rakam, yalnızca güvenlik birimlerine ulaşan vakaları kapsıyor. Dolayısıyla tablonun gerçek boyutunun resmi istatistiklere yansıyanın da ötesinde olduğu açık.
Bu rakamların her biri bir çocuğun hayatına, bir ailenin kaygısına, bir toplumun geleceğine karşılık geliyor.
Ancak asıl dikkat çekici olan, artışın çocukların yaş gruplarındaki dağılımıyla birlikte okunmasıdır.
Suça sürüklenen çocukların ağırlık merkezi 15-17 yaş grubudur. Yani tam da çocukların eğitim hayatlarının belirleyici bir döneminde, ortaöğretim çağında.
2015 yılında 15-17 yaş grubunda suça sürüklenen çocukların sayısı 225 bin 584 iken, 2025 yılında bu sayı 357 bin 74’e çıktı. On yıldaki artış 131 bin 490 çocuk oldu.
Bu tabloya yalnızca güvenlik penceresinden bakamayız. Çünkü çocukların yaşamından okulu çektiğinizde, boşluğu başka mekanizmalar doldurur.
Açık lise uygulamalarıyla örgün eğitimden uzaklaştırılan, çocuk işçiliğine itilen, MESEM adı altında eğitim hakkı ile ucuz işgücü arasında sıkıştırılan çocukların sayısı artarken, aynı yaş grubunda suça sürüklenen çocukların sayısının da hızla yükselmesi, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir tablodur.
2025 yılında 15-17 yaş grubundaki kayıtlı çocuk işçi sayısının 882 bine ulaşması, çocukların okul sıralarından çalışma hayatının ağır koşullarına doğru itildiğini gösterirken, 15-17 yaş grubunda suça sürüklenen çocuk sayısının son on yılda 131 bin 490 artması da aynı toplumsal tablonun başka bir yüzünü ortaya koymaktadır.
Çocuğu okuldan uzaklaştırıp işyerine gönderen, eğitim hakkını ikinci plana atan, yoksulluğu çocuğun omuzlarına yükleyen politikaların sonuçlarını yalnızca eğitim istatistiklerinde aramak mümkün değildir.
Çocuğun eğitim hakkından koparılması, onun yaşamındaki koruyucu mekanizmaların da zayıflaması demektir.
Okul yalnızca ders yapılan bir bina değildir. Okul, çocuğun akranlarıyla ilişki kurduğu, öğretmeniyle temas ettiği, sosyal destek alabildiği, geleceğe dair bir yön ve aidiyet geliştirdiği kamusal bir alandır. Çocuğu bu alandan uzaklaştırdığınızda onu yalnızca eğitimden değil, toplumun koruyucu ağlarından da uzaklaştırırsınız.
Bu nedenle çocukların suça sürüklenmesindeki artışı yalnızca emniyet politikalarıyla açıklamak büyük bir yanılgıdır.
Çocukları korumanın yolu onları daha güçlü biçimde eğitim hayatının içinde tutmaktan geçer.
Üstelik mesele yalnızca suça sürüklenen çocuklardan da ibaret değildir. Güvenlik birimlerine mağdur olarak gelen ya da getirilen çocukların sayısı da son on yılda 37 bin 905 artarak 2025 yılında 267 bin 794’e yükselmiştir. Çocukların en fazla maruz kaldığı mağduriyet türü yaralamadır. Çocuğa karşı işlenen cinsel suçlarda ise on yılda yüzde 42,84’lük artış yaşanmış ve sayı 23 bin 123’e ulaşmıştır.
Bir yanda suça sürüklenen, diğer yanda suçun mağduru olan yüz binlerce çocuk...
Bu tablo bize aynı şeyi söylüyor, Bu ülke çocuklarını koruyamıyor.
Ve çocukları koruyamayan bir eğitim politikası, aynı zamanda toplumsal bir güvenlik, adalet ve gelecek sorunu üretmektedir.
Eğitim-İş olarak yıllardır söylediğimiz gibi, kamusal, laik, bilimsel ve nitelikli eğitim çocukların temel hakkıdır. Bu hakkın zayıflatılması, çocukların geleceğinin zayıflatılmasıdır. Çocuk işçiliğini normalleştiren, örgün eğitimden kopuşu artıran, yoksul çocukları erken yaşta çalışma hayatına iten ve eğitim hakkını piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda gasp eden her politika bu ülke için milli güvenlik sorunu yaratmaktadır.
Bugün TÜİK rakamlarında gördüğümüz 609 bin 959 olay, yalnızca bir sayı değildir. Bu rakamların içinde okuldan kopmuş, çalışmak zorunda bırakılmış, şiddete maruz kalmış, korunamamış çocukların hikâyeleri vardır.
Artık sorunun sonucunu tartışmak yerine nedenlerini tartışmak zorundayız. Çocukları okuldan uzaklaştıran politikaları sorgulamadan, çocuk işçiliğini büyüten düzeni değiştirmeden, yoksulluğu ailelerin ve çocukların sırtına yüklemeye devam ederek çocukların suça sürüklenmesini önleyemeyiz.
Çocukları eğitimden koparan uygulamalara son verilmelidir. Örgün eğitim güçlendirilmelidir. Çocuk işçiliğiyle gerçek anlamda mücadele edilmelidir. Çocukları ucuz işgücüne dönüştüren MESEM uygulaması kaldırılmalıdır. Her çocuğun nitelikli, ücretsiz, kamusal eğitime erişimini güvence altına alan politikalar hayata geçirilmelidir. Eğitimle istihdam arasındaki bağ güçlendirilmeli. Eğitim her çocuğa gelecek vadetmelidir.
Bir ülkenin çocuklarını nasıl koruduğunun en temel göstergelerinden biri, onları okulda tutup tutamadığıdır.
Eğitim-İş olarak çocukların geleceğini piyasanın ihtiyaçlarına, yoksulluğun insafına ve güvencesizliğe terk eden anlayışın karşısında duracağız.
Çocuklarımızın hakkı olan eğitimden, gelecekten ve güvenli bir yaşamdan vazgeçmeyeceğiz.
KADEM ÖZBAY
Eğitim-İş Genel Başkanı