DÜNYA ÖĞRETMENLER GÜNÜ’NDE EĞİTİM EMEKÇİLERİNİN HAK MÜCADELESİ SÜRÜYOR!
İZMİR 6 NOLU ŞUBE İŞYERİ TEMSİLCİLERİ EĞİTİMİNİ GERÇEKLEŞTİRDİK
Cumhuriyet'in Işığında 1. Fotoğraf ve Kısa Film Yarışması
ÖDENMEYEN EK DERSLERDEN İL-İLÇE EMRİNE, NORM KADRODAN YEĞİTEK MAĞDURİYETLERİNE EĞİTİM EMEKÇİLERİNİN TALEPLERİNİ MEB’E TAŞIDIK
ÖRGÜTLENME ÇALIŞMALARI KAPSAMINDA GÜMÜŞHANE’DEYDİK
04 Ekim 2026
5 Ekim, 1966’da UNESCO ve ILO tarafından kabul edilen “Öğretmenlerin Statü Tavsiyesi” ile öğretmenlerin toplumsal statüsünü, insanca çalışma koşullarını, sendikal haklarını ve meslekli özerkliğini uluslararası güvence altına alan tarihi bir gündür.
Türkiye de bu evrensel belgeyi imzalamış, ancak aradan geçen on yıllar boyunca belgedeki taahhütlerin neredeyse hiçbiri yerine getirilmemiştir. Bu nedenle 5 Ekim, ülkemizde bir kutlama günü değil; hak gasplarına, değersizleştirmeye ve yoksullaşmaya karşı hak arama ve mücadele günüdür.
Sözleşmeyle güvence altına alınan ilk şey insan onuruna yaraşır çalışma ve yaşam koşullarıyken bugün Türkiye’de öğretmenlerin payına düşen; itibarsızlık, yoksulluk ve can güvenliği kaygısıyla sürdürülen bir meslek hayatıdır.
OECD’nin Education at a Glance 2026 raporuna göre öğretmen maaşları, mesleğe başlama ve deneyim arttıkça artış göstermektedir. Ancak Türkiye’de öğretmen maaşları kâğıt üzerinde artış gösterse de enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında her geçen yıl daha da erimektedir. Türkiye’de bir öğretmenin alım gücü OECD ortalamasının altında kalmış, eğitim emekçileri yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi vermeye itilmiştir.
Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmenin çalışma ve yaşam koşullarını kuşatan sorunları çözmek; okulların temizlik ve güvenlik açığını gidermek; bir okul gününü aç geçiren çocukların karnını doyurmak yerine, yayımladığı genelgeyle öğretmenler üzerindeki baskıyı artırmıştır. “Toplumsal hassasiyet” gibi sınırları belirsiz, hukuksuz kavramların arkasına sığınılarak önlük ve kıyafet dayatmasıyla; özellikle kadın öğretmenlerimizin yaşam tarzı hedef alınmaktadır.
Öğretmenin itibarı önlükle sağlanamaz. Bizim saygınlığımız; aydınlanmacı kimliğimizden, bilgi birikimimizden ve hayatına dokunduğumuz çocuklardan gelir.
Liyakatsizliğin, adaletsizliğin ve ideolojik kadrolaşmanın temel yönetim biçimi haline geldiği, öğretmenin itibarsızlaştırıldığı eğitim ortamında okullarımızdaki şiddet tırmanmış, eğitim emekçilerinin ve çocuklarımızın can güvenliği kalmamıştır. Bir öğretmen sınıfa can güvenliği kaygısıyla giriyor, her an bir genelgeyle sürgün edilme korkusuyla, soruşturma tehdidiyle yaşıyorsa; orada ne eğitimin niteliğinden ne de öğretmenin saygınlığından bahsedilebilir.
Genelgelerle hukuk yaratılamaz, öğretmen talimatla yönetilemez!
Eğitim, emir-komuta zinciriyle yürütülecek bir faaliyet; öğretmen de siyasi iktidarın propaganda memuru değildir.
Bizler, Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlık yarınları emanet ettiği, boyun eğmeyen, el açmayan eğitim emekçileriyiz. Taleplerimiz bir lütuf değil; anayasal hakkımız ve Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmenin gereğidir:
• Öğretmenler yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkûm edilemez; insan onuruna yaraşır çalışma ve yaşam koşulları derhal sağlanmalıdır.
• Sözleşmeli ve ücretli gibi güvencesiz çalışma koşullarına son verilmeli, tüm eğitim emekçileri güvenceli statüye geçirilmelidir.
• Üst mevzuata ve hukuka aykırı kılık-kıyafet dayatmalarından vazgeçilmeli; öğretmenin meslekli özerkliğine saygı duyulmalıdır.
• Piyasacı ve gerici kuşatmaya karşı laik, bilimsel, çağdaş, kamusal, parasız ve karma eğitim ilkeleri tavizsiz uygulanmalıdır.
• Okulları kuşatan şiddet ortamına karşı, “Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim” tedbirleri eksiksiz ve acil olarak hayata geçirilmelidir.
Eğitim-İş olarak, 5 Ekimleri bir kutlama gününe dönüştürünceye dek eğitim emekçilerinin haklarını kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz.
MERKEZ YÖNETİM KURULU