OKULLARIMIZ ŞİDDETİN ADRESİ OLAMAZ! ÇOCUKLARIMIZIN CAN GÜVENLİĞİNİ SAĞLAYIN!
GEÇ GELEN ADALET, ADALETSİZLİĞİN DE BELGESİDİR!
OECD RAPORU: EĞİTİME YETERSİZ BÜTÇE, VELİYE AĞIR FATURA!
YENİ PARTİ İSTANBUL MİLLETVEKİLİ SUAT ÖZÇAĞDAŞ’TAN, 5 EKİM DÜNYA ÖĞRETMENLER GÜNÜ’NDE SENDiKAMIZA ZiYARET
DÜNYA ÖĞRETMENLER GÜNÜ’NDE EĞİTİM EMEKÇİLERİNİN HAK MÜCADELESİ SÜRÜYOR!
06 Ekim 2026
İstanbul Başakşehir’de bulunan Şeyh Şamil İmam Hatip Ortaokulu’nda bu sabah yaşanan bıçaklı saldırıda 8 öğrencimiz yaralandı. Yaralanan öğrencilerimizden biri, yapılan tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirdi.
Henüz çocuk yaşında, eğitim gördüğü okulda yaşamdan koparılan öğrencimize rahmet; ailesine ve yakınlarına başsağlığı, yaralı öğrencilerimize acil şifalar diliyoruz.
Acımız da öfkemiz de büyük. Çünkü bugün bir kez daha bir okulun kapısından içeri şiddet girdi; çocuklarımızın güvende olması gereken bir eğitim kurumunda bir çocuğumuzu kaybettik.
Türkiye’de okullar birbiri ardına şiddet olaylarının yaşandığı yerlere dönüşürken Millî Eğitim Bakanlığı her saldırının ardından soruşturma başlatmakla, protokol imzalamakla ve birkaç cümlelik açıklamalar yapmakla yetiniyor.
Daha iki hafta önce Manisa Turgutlu’da İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde öğrencilerimiz silahlı saldırının hedefi oldu. Ardından Osmaniye Farabi Anadolu Lisesinde meslektaşımız Mehmet Bilgili, görev yaptığı okulun bahçesinde silahlı saldırıyla yaşamdan koparıldı. Bugün ise Başakşehir’de çocuklarımız bıçaklandı.
Bu yaşananlar artık tek tek olaylar değildir. Karşımızda eğitim sisteminin çok ciddi yapısal bir güvenlik ve şiddet sorunu vardır.
Bugünkü saldırının ayrıntıları bu gerçeği daha da ağırlaştırmaktadır. İlk bilgilere göre saldırıyı gerçekleştiren 15 yaşındaki çocuk, saldırının yaşandığı okulun öğrencisi dahi değildir. Başka bir lisede öğrenim gören bir öğrencinin okul kıyafetiyle başka bir okulun içine girebilmesi ve çocuklara bıçakla saldırabilmesi, okulların giriş-çıkış güvenliğinin hangi durumda olduğunu göstermektedir.
Ancak üzerinde durulması gereken bir başka nokta daha vardır. Aldığımız bilgilere göre saldırıyı gerçekleştiren çocuk, LGS’de yüzde 2’lik dilime girmiş, bir fen lisesine yerleşmiş, daha sonra ise bir Anadolu lisesine nakil olmuştur. Yani eğitim sisteminin ölçütleriyle “başarılı” kabul edilen bir öğrenciden söz ediyoruz.
Sınavlarda başarılı olan, Türkiye’deki öğrencilerin yüzde 2’lik dilimine giren bir çocuk neden 15 yaşında elinde bıçakla başka bir okulun kapısından giriyor?
Bu soru, yaşanan saldırının sorumluluğunu failden kaldırmak için değil, eğitim sisteminin görmediği çocukları konuşmak için sorulmalıdır. Çünkü eğitim yalnızca çocuğun kaç soru çözdüğünü, hangi yüzdelik dilime girdiğini ve hangi okula yerleştiğini takip etmek değildir. Çocuğun ruhsal ve sosyal gelişimini, okuluyla ve arkadaşlarıyla kurduğu ilişkiyi, yaşadığı sorunları ve davranışlarındaki değişimleri de görebilen bir sistem kurmak zorundasınız.
Bir öğrencinin sınav başarısını ölçüp onun öfkesini, yalnızlığını, yaşadığı çatışmaları ya da şiddete yönelme riskini göremiyorsanız, o çocuğu gerçekten takip etmiş sayılmazsınız.
Bugün önümüzde iki ayrı ama birbirinden koparılamayacak soru vardır:
Bir çocuk elinde bıçakla başka bir okula nasıl girebildi?
Ve eğitim hayatında “başarılı” olarak kayda geçen bir çocuk, nasıl oldu da elinde bıçakla başka çocukların karşısına çıktı?
Bu iki sorunun biri okul güvenliğini, diğeri ise çocukları sınav puanlarından ibaret gören eğitim anlayışını işaret etmektedir. Her ikisinin de yanıtını vermek Millî Eğitim Bakanlığının sorumluluğundadır.
Eğitim-İş olarak aylardır söylüyoruz. “Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim” diyerek alanlara çıktık, on binlerce yurttaşın imzasını Millî Eğitim Bakanlığına taşıdık. Hazırladığımız eğitimde şiddet raporunda yalnızca dört aylık dönemde şiddet olayları nedeniyle 3 öğretmenin ve 10 öğrencinin yaşamını yitirdiğini ortaya koyduk. Buna rağmen gerekli önlemler alınmadı.
Türkiye’de 60 binden fazla devlet okuluna karşılık görevlendirilen geçici güvenlik personeli sayısı yaklaşık 30 bindir. Yani her iki okula bir güvenlik görevlisi dahi düşmemektedir. Üstelik okul güvenliği yalnızca kapıya bir görevli koymak değildir. Okul çevresindeki risklerin belirlenmesi, giriş ve çıkışların denetlenmesi, rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi, risk altındaki çocukların erken dönemde tespit edilmesi ve şiddeti ortaya çıkmadan önleyecek mekanizmaların kurulması gerekir.
Çünkü bir başka önemli gerçeği de görmezden gelemeyiz, bugünkü saldırının faili de bir çocuktur.
Çocukların birbirinin faili ve mağduru haline geldiği bir tabloyu yalnızca güvenlik kameralarıyla, turnikelerle ve polisiye önlemlerle açıklamak mümkün değildir. Şiddetin çocukların dünyasına nasıl bu kadar kolay sızdığını; çocukların neden öfkeyle, umutsuzlukla ve şiddetle baş başa bırakıldığını da konuşmak zorundayız.
Okul yalnızca ders anlatılan bina değildir. Çocuğun kendisini ait, değerli ve güvende hissetmesi gereken yerdir. Rehberlik hizmetlerinin zayıflatıldığı, sınıfların kalabalıklaştığı, çocukların okuldan koptuğu, yoksulluğun ve toplumsal şiddetin okul kapısından içeri girdiği bir eğitim sisteminde sorunu yalnızca okul kapısına güvenlik görevlisi koyarak çözemeyiz.
Ama bugün o en temel güvenlik önleminin dahi sağlanamadığını görüyoruz.
Millî Eğitim Bakanlığı artık sorumluluğunu başka kurumlara, ailelere, öğretmenlere ya da çocuklara devredemez.
Her okulda yeterli sayıda kadrolu ve eğitimli güvenlik personeli istihdam edilmelidir. Okulların giriş-çıkış güvenliği ve okul çevresindeki riskler bilimsel kriterlerle yeniden değerlendirilmelidir. Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmeli, risk altındaki çocukları erken dönemde tespit edecek ve destekleyecek mekanizmalar kurulmalıdır. Eğitimde şiddete karşı kapsamlı, uygulanabilir, denetlenebilir ve sonuçları kamuoyuyla paylaşılacak ulusal bir eylem planı derhal hayata geçirilmelidir.
Her saldırının ardından yeni bir protokol açıklayıp bir sonraki saldırıyı beklemek politika değildir.
Her saldırının ardından “soruşturma başlatıldı” demek çocuklarımızı korumuyor.
Her saldırıyı münferit göstererek sorumluluktan kaçmak da artık mümkün değildir.
Manisa’da söyledik, Osmaniye’de söyledik, bugün bir kez daha söylüyoruz:
Bir ülkede çocuklar okula giderken, öğretmenler görevlerinin başındayken can güvenliğinden endişe ediyorsa orada eğitim hakkından söz edilemez.
Millî Eğitim Bakanlığına bir kez daha sesleniyoruz:
Çocuklarımızın ve eğitim emekçilerinin can güvenliği sizin asli sorumluluğunuzdur. Okullarımızın kapısından şiddetin girmesini seyretmeyin. Bir sonraki saldırıyı beklemeyin.
Okullarımız suç mahalli, çocuklarımız şiddetin faili ya da mağduru olmayacak!
Güvenli okul bir lütuf değil, çocuklarımızın ve eğitim emekçilerinin en temel hakkıdır.