SENDİKAL HAKLAR ENGELLENEMEZ! ORTAK KARAR, ORTAK MÜCADELE!

20 Mayıs 2026

GALERİ
SENDİKAL HAKLAR ENGELLENEMEZ! ORTAK KARAR, ORTAK MÜCADELE! | EĞİTİM İŞ SENDİKAL HAKLAR ENGELLENEMEZ! ORTAK KARAR, ORTAK MÜCADELE! | EĞİTİM İŞ

RESİMLERİ GÖRÜNTÜLEMEK İÇİN ÜSTÜNE TIKLAYINIZ

Eğitim-İş, Eğitim Sen ve Hürriyetçi Eğitim Sen olarak sendikal hak ve özgürlüklerimize yönelik artan baskılara karşı aldığımız ortak mücadele kararı doğrultusunda bir araya gelerek ortak açıklama gerçekleştirdik. 

Mülkiyeliler Birliği’nde yapılan ortak açıklamaya Genel Başkanımız Kadem Özbay, Genel Sekreterimiz Seher Ergin, Genel Mali Sekreterimiz Doğan Dağdelen, Genel Örgütlenme Sekreterimiz Bülent Metin, Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreterimiz Yeliz Toy, Genel Eğitim Sekreterimiz Veli Fırat Şimşek katıldı. 

Eğitim emekçilerinin insanca yaşam, güvenceli çalışma ve sendikal örgütlenme özgürlüğü için mücadele etmeye devam edeceğiz.

 

 

 Ortak açıklama metni şöyle:

“Eğitim emekçilerinin Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış sendikal eylem hakkı, bugün doğrudan hedef alınmaktadır. Sendikaların aldığı meşru eylem kararlarının yargı eliyle geçersiz kılınmaya çalışılması, örgütlü mücadelenin tasfiye edilmesine yönelik açık ve sistematik bir saldırıdır.

Bu saldırı yalnızca bir sendikaya yönelmiş değildir; sendikal iradeye, toplu hak arama özgürlüğüne ve demokrasinin temel dayanaklarına doğrudan yönelmiş açık bir müdahaledir.

Sendikal faaliyetlerin suç gibi gösterilmesi, meşru eylem kararlarının baskı ve yargı eliyle etkisizleştirilmeye çalışılması; örgütlü toplumu susturma, emekçiyi yalnızlaştırma ve itaatkâr hale getirme girişimidir.

Açıkça ifade ediyoruz:

Bir mahkemenin, sendikaların aldığı meşru eylem kararlarını geçersiz hale getirmeye çalışması hukukla açıklanabilecek bir durum değildir. Çünkü bir sendika yalnızca adı olan bir yapı değil; üyeleri adına söz söyleyen, karar alan ve mücadele örgütleyen demokratik bir örgüttür. Eğer sendikalar eylem kararı alamayacak, üyeleri adına irade ortaya koyamayacaksa; Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış sendikal haklardan da söz edilemez.

Bu nedenle bugün yaşananlar, tek tek sendikaların değil; örgütlü mücadelenin, sendikal hareketin ve emek mücadelesinin tamamının meselesidir.

Tam da bu yüzden; ortak karar almak, ortak mücadele yürütmek ve sendikal haklara birlikte sahip çıkmak bir tercih değil, tarihsel bir sorumluluk haline gelmiştir.

Bu sorumluluğun bilinciyle üç sendika olarak bir araya geldik ve sendikal haklarımıza sahip çıkma irademizi kamuoyuna ilan ediyoruz.

Buradan tüm sendikalara da açık çağrıda bulunuyoruz:

Bugün sendikal haklara sahip çıkmak tarihsel bir sorumluluktur. Bakanlığın baskıcı anlayışına ve hukukla açıklanamayacak bu karara karşı tüm sendikalar ortak tavır almalı, ortak mücadele yürütmeli ve sendikal haklara sahip çıkmalıdır. Çünkü bugün bir sendikanın eylem hakkına yönelen müdahale, yarın tüm örgütlü yapıları hedef alacaktır.

Yasal hiçbir dayanağı bulunmayan, açıkça angarya niteliği taşıyan ve “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında öğretmenlere dayatılan Öğrenci Gelişim Raporları uygulamasına karşı aldığımız doldurmama eylem kararını, tüm baskılara rağmen kararlılıkla uygulayacağımızı bir kez daha açıkça ifade ediyoruz.

Bu irade; geri adım atmayan, tehditlere boyun eğmeyen ve haklarını savunmaktan vazgeçmeyen örgütlü emek iradesidir.

Bu uygulamaya neden itiraz ettiğimizi ve neden angarya dediğimizi bir kez daha not düşelim:

Öğretmeni sınıftan ve dersinden uzaklaştıran; pedagojik gerekçesi bulunmayan, ölçme-değerlendirme süreçleriyle bütünleşmeyen ve yoğun bürokratik yükler yaratan bu uygulamalar, eğitim-öğretim faaliyetini nitelik açısından zayıflatmakta, öğretmen emeğini görünmez kılmaktadır. Herhangi bir hazırlık, altyapı ve pilot uygulama süreci dahi işletilmeden bu raporların yaygınlaştırılmaya çalışılması, MEB'in dayatmacı anlayışının en somut örneğidir.

Öğretmenlerimiz hâlihazırda kalabalık sınıflar, e-Okul işlemleri, idari sorumluluklar ve yoğun müfredat baskısı altında çalışmaktadır. Özellikle sınav haftalarında; yazılı ve uygulamalı sınavların yükü –örneğin dil derslerinde dinleme ve konuşma becerilerinin ayrı ayrı değerlendirildiği ağır süreçler ortadayken, şimdi de ayrıntılı, zaman alıcı ve tamamen öğretmenin sırtına yüklenen bu raporlar kabul edilemez.

Öğretmenlere ek zaman, personel desteği, bilgisayar, internet erişimi ve gerekli teknolojik altyapı dahi sağlanmaksızın; hiçbir ek ders, ücretlendirme ya da yasal karşılık tanınmadan bu yükümlülüklerin dayatılması kamu yönetimi sorumluluğuyla bağdaşmamaktadır. Bu, kelimenin tam anlamıyla angaryadır.

Nitekim sahada ve yargıda sergilediğimiz kararlı duruş sonunda MEB bu uygulamayı rafa kaldırmak zorunda kalmıştı.

Ancak Milli Eğitim Bakanlığı, sendikal haklara yönelik saldırılarını yeni yöntemlerle sürdürmektedir. Disiplin cezalarının yargıdan dönmesi üzerine bu kez sendikal eylem kararlarını İş Mahkemeleri eliyle hedef almış; sendikal iradeyi yargı yoluyla kırmaya çalışmıştır.

Bu girişimin mahkeme nezdinde kabul görmesi ise açık bir gerçeği ortaya koymuştur:

Uluslararası sözleşmeler ve Anayasa ile güvence altına alınmış sendikal hakların bu şekilde yok sayılması; yalnızca bir sendikaya değil, demokrasiye, örgütlü topluma ve temel hak ve özgürlüklere yönelmiş açık bir tehdittir.

Altını özellikle çiziyoruz:

Ortaokul ve liselerde Öğrenci Gelişim Raporlarının uygulanmasına dair hiçbir açık ve bağlayıcı yasal düzenleme bulunmamaktadır.

Bu yönüyle uygulama hem hukuksuzdur hem de kamu emekçilerine açıkça angarya yüklenmesidir.

Milli Eğitim Bakanlığı’na hatırlatıyoruz:

Anayasa’nın 42. maddesinde düzenlenen eğitim hakkı; Anayasa’da güvence altına alınmış diğer temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmanın ya da gölgelemenin aracı olamaz.

Eğitim hakkı bahanesiyle sendikal hakların, ifade özgürlüğünün ve eylem hakkının gasp edilmesine asla izin vermeyeceğiz.

Bugün yaşananlar tesadüf değildir.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın daha önce de öğretmeni baskı altına alan, sendikal faaliyetleri hedef gösteren ve hukuku yok sayan sayısız antidemokratik uygulamasına tanık olduk.

Bugün gelinen nokta, bu anlayışın yeni bir aşamasıdır.

Öte yandan sürecin hukuki boyutu tüm açıklığıyla devam etmektedir. Öğrenci Gelişim Raporları uygulamasına karşı İdari Yargı’da açtığımız dava sürmektedir.

Bu davanın duruşmalı görülmesini talep ediyoruz. O duruşma salonlarında olacağız, izleyeceğiz ve sendikal hakların savunucusu olmaya devam edeceğiz.

 

Ayrıca bu hukuksuz ve garabet niteliğindeki kararı üst yargı mercilerine taşıdığımızı kamuoyuna ilan ediyoruz. Üç sendika olarak orada da ortak savunmamızı yapacak, sendikal hakları hedef alan bu anlayışa karşı hukuki mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

Buradan bir kez daha açık ve net biçimde söylüyoruz:

Tüm baskılara, tehditlere ve hukuk dışı girişimlere rağmen;

Öğrenci Gelişim Raporlarının doldurulmaması yönündeki sendikal eylem kararımız devam etmektedir ve devam edecektir.

Demokrasiden, sendikal haklardan ve eğitim emekçilerinin onurundan asla geri adım atmayacağız.

Çünkü bu mücadele; yalnızca bir uygulamaya karşı değil, emeğin değersizleştirilmesine, sendikal iradenin yok sayılmasına ve örgütlü toplumun tasfiye edilmesine karşı bir mücadeledir.”