7. Dönem 1. Olağanüstü Genel Kurulumuzu Gerçekleştirdik

01 Temmuz 2026

GALERİ
7. Dönem 1. Olağanüstü Genel Kurulumuzu Gerçekleştirdik | EĞİTİM İŞ 7. Dönem 1. Olağanüstü Genel Kurulumuzu Gerçekleştirdik | EĞİTİM İŞ 7. Dönem 1. Olağanüstü Genel Kurulumuzu Gerçekleştirdik | EĞİTİM İŞ 7. Dönem 1. Olağanüstü Genel Kurulumuzu Gerçekleştirdik | EĞİTİM İŞ 7. Dönem 1. Olağanüstü Genel Kurulumuzu Gerçekleştirdik | EĞİTİM İŞ 7. Dönem 1. Olağanüstü Genel Kurulumuzu Gerçekleştirdik | EĞİTİM İŞ 7. Dönem 1. Olağanüstü Genel Kurulumuzu Gerçekleştirdik | EĞİTİM İŞ 7. Dönem 1. Olağanüstü Genel Kurulumuzu Gerçekleştirdik | EĞİTİM İŞ 7. Dönem 1. Olağanüstü Genel Kurulumuzu Gerçekleştirdik | EĞİTİM İŞ 7. Dönem 1. Olağanüstü Genel Kurulumuzu Gerçekleştirdik | EĞİTİM İŞ 7. Dönem 1. Olağanüstü Genel Kurulumuzu Gerçekleştirdik | EĞİTİM İŞ 7. Dönem 1. Olağanüstü Genel Kurulumuzu Gerçekleştirdik | EĞİTİM İŞ 7. Dönem 1. Olağanüstü Genel Kurulumuzu Gerçekleştirdik | EĞİTİM İŞ 7. Dönem 1. Olağanüstü Genel Kurulumuzu Gerçekleştirdik | EĞİTİM İŞ 7. Dönem 1. Olağanüstü Genel Kurulumuzu Gerçekleştirdik | EĞİTİM İŞ

RESİMLERİ GÖRÜNTÜLEMEK İÇİN ÜSTÜNE TIKLAYINIZ

Eğitim-İş olarak, sendikamızın örgütsel yapısını daha da sağlamlaştırmak ve yarınların mücadele hattını örmek amacıyla düzenlediğimiz 7. Dönem 1. Olağanüstü Genel Kurulumuz başarıyla tamamlandı.


Genel Sekreterimiz Seher Ergin’in açılış konuşmasıyla başlayan kurultayımızda; Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk ile Fatma Nur Çelik, Ayla Kara, Irmak Koparan öğretmenlerimiz ve yaşamını yitiren öğrencilerimiz için saygı duruşunun ardından İstiklal Marşımız okundu.


Genel Kurulumuzu yönetecek Divan Kurulunun seçimiyle devam eden programda, Divan Başkanlığına Erdal Çalı seçilirken; Alay Hamzaçebi, Barış Düdü, İlkay Ayboran ve Murat Güzelad kurul üyeliklerini üstlendi. 


Divanın yerini almasının ardından kürsüye gelen Genel Başkanımız Kadem Özbay, Türkiye’nin ve sendikamızın gündemine dair değerlendirmelerde bulundu. Konfederasyonumuz Kamu-İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım’ın konuşmasının ardından Tüzük Kurultayı çalışmalarına geçildi.


Genel Örgütlenme Sekreterimiz Bülent Metin’in başkanlığında, süreç boyunca yoğun mesai harcayan Tüzük Komisyonumuz şu isimlerden oluştu: Elbey Kale, Şaban Özdemir, Yusuf Kaya, Mehmet Altıntop, Mustafa Gök, Hamza Kutay, Cumali Akatay ve Hamza Şanlıtürk.


Komisyon tarafından titizlikle hazırlanan önergeler, kurultay delegelerimizin değerlendirmesine ve oyuna sunularak demokratik bir zeminde karara bağlandı.


Tüzüğümüzde hayata geçirilen değişikliklerin, sendikamızın yarınlarına, emekten ve Cumhuriyetten yana sürdürdüğümüz mücadelemize güç katacağına olan inancımız tamdır.


Genel Kurulumuzun başarıyla tamamlanmasında emeği geçen Divan Kuruluna, süreç boyunca özverili çalışmaları için Tüzük Komisyonuna ve iradeleriyle kurultayımıza omuz veren tüm delegelerimize yürekten teşekkür ediyoruz.


Genel Başkanımız Kadem Özbay’ın yaptığı konuşma şöyle:


“Sayın Divan, değerli MYK’mız, Konfederasyonumuzun sevgili MYK üyeleri, sendikamızın önceki dönem genel başkanları, yöneticilerimiz, örgütümüzü ülkenin dört bir yanında temsil eden değerli şube başkanlarımız, yöneticilerimiz, delegelerimiz; sizleri Cumhuriyetten ve emekten yana Türkiye’nin en büyük sendikası Eğitim-İş Genel Merkezi adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum, hepiniz hoş geldiniz.


Bizleri, birbirini hiç tanımazken bir araya getiren şey; birinci üyesiyle, bugün ne mutlu ki 154 bininci üyesinin aynı iradede, kararlılıkta omuzdaşlık etmesini sağlayan tüzüğümüzdür. 


Tüzük; örgütlerin pusulasıdır, örgütün nasıl hareket edeceğini kişilerden bağımsız bir görev ve sorumluluk olarak herkese yükler.


Birçok konuşmamda dile getirdiğim, çok sevdiğim bir söz var:
Cumhuriyetin en önemli özelliği, Cumhuriyet kurumlarının hem herkesin hem de hiç kimsenin olmasıdır. Cumhuriyetin olduğu yerde herkes eşittir, hiç kimse sahibi değildir.


Örgütümüzün içinde üyelik numarasına, yaptığı görevlere bakılmaksızın herkesin buluştuğu ilkeler doğrultusunda söz söyleme, düşünce paylaşma hakkı vardır. Örgütün en büyük temsilci genel kuruldur, delegasyondur.


Eğitim-İş yalnızca özlük hakları, ücret mücadelesi yürüten bir sendikal yapı değildir. Eğitim-İş dünyada yüzyıllardır süren karanlıkla aydınlığın, haksızlıkla hakkın, ezenle ezilenin arasındaki mücadelede tarafı net bir şekilde belli olan örgütlü mücadeledir. 


“Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu..."

,
167 yıl önce Charles Dickens tarafından yazılan bu satırlar, bugün adeta bizim gerçekliğimizi anlatıyor.


Bugün Türkiye’de bir avuç muktedir ve sermayedar için “zamanların en iyisi”, keselerini doldurdukları “aydınlık bir mevsim” yaşanırken; bu ülkenin öğretmenine, işçisine, emeğiyle geçinen milyonlarına ise “zamanların en kötüsü”, karanlık bir “umutsuzluk kışı” dayatılıyor. Bir yanda saraylar, hanlar; diğer yanda açlık, yoksulluk, yarınsızlık ve güvencesizlik.


Karşımızdaki bu tablo; emeği ucuzlatmayı ve güvencesizliği kalıcılaştırmayı hedefleyen bilinçli ve sınıfsal bir tercihtir. Halkın cebinden alıp bir avuç zenginin kasasını dolduran, bizleri yoksullukla ve kurumsal devlet şiddetiyle terbiye etmeye çalışan sistematik bir saldırıyla karşı karşıyayız.


Dört bir yandan güvencesiz çalışma koşulları dayatılırken, ülkenin yarınlarını emeğiyle ören milyonlar yarına çıkma kaygısı taşıyor.


İşte bu kuşatmaya karşı en büyük kalkanımız; sendikalaşma ve tavizsiz bir sendikal mücadeledir!
Çok uzağa gitmeye gerek yok; yakın zamanda önce Doruk Madencilik işçilerinin direnişi bir kez daha gösterdi ki disiplinli bir emek mücadelesinin önünde hiçbir baskı, hiçbir güç duramaz.


Bu direnişin ardından, egemenlerin hak arama mücadelelerine yönelik baskı ve şiddeti ne kadar artırdığını, sesini çıkaranı, başını kaldıranı nasıl ezmek istediğini çok net bir şekilde görüyoruz.


Baskıyı çözüm sananlar asla unutmasın ki; hiçbir tehdit, baskı ve şiddet, emeğin ve emekçinin onurlu mücadelesini engelleyemez!


Şiddet sarmalının ve baskı politikalarının en ağır sonuçlarını bugün meslektaşlarımız yaşıyor. Taban maaş hakkı için, meydanlarda verilen sözlerin tutulması için, liyakatsiz mülakat sistemine karşı günlerdir direnen eğitim emekçilerinin uğradığı devlet şiddetine hep birlikte şahit oluyoruz.


Emeğin onurlu mücadelesini baskılayan, anayasal hakları çiğneyen her türlü idari mekanizma halkın vicdanında yok hükmündedir!


Bugün AKP iktidarı, siyasi rakiplerini tasfiye etmek ve toplumsal muhalefeti bütünüyle sindirmek için yargıyı kötü bir sopa olarak kullanmayı ne yazık ki alışkanlık haline getirmiştir. 


Sandıktan çıkan sonuçları tanımayan, seçilmişleri türlü gerekçelerle görevden alıp yerlerini atanmışları getiren bu kayyum rejimi, halk iradesinin gaspından başka bir şey değildir. 


AKP, halkın sandığa yansıttığı iradesini, demokrasiyi ve örgütlü yapıları; sipariş yargı kararlarıyla, hukuki kılıfa büründürülmüş “mutlak butlan” dayatmalarıyla bütünüyle yok saymaktadır.


Kendi çizdikleri sınırların dışına çıkan her iradeyi masa başında aldıkları “mutlak butlan kararlarıyla” sakatlamayı, iptal ve tasfiye etmeyi alışkanlık haline getiren bu anlayışın karşısında kararlılıkla durmaya devam edeceğiz.