EMPERYALİST YIKIMA KARŞI “YURTTA SULH, CİHANDA SULH!”

31 Ağustos 2026

1 Eylül 1939 günü Nazi Almanyası’nın Polonya’yı işgaliyle başlayan II. Dünya Savaşı, insanlık tarihinin en kanlı ve yıkıcı dönemi olmuştur. 1 Eylül Dünya Barış Günü; dünya halklarının emperyalist savaşların yıkımına karşı​birlik olduğu, barışın ertelenemez gerekliliğini vurguladığı ve faşizme karşı direnişin simgesi olan gündür. Bugün dünyada ve coğrafyamızda tırmandırılan şovenizme, ırkçılığa ve aşırı sağ politikalara karşı barışı savunmak, faşizme ve emperyalizme karşı mücadelenin tarihsel mirasına sahip çıkmaktır.

Emperyalizm; doğal kaynakları yağmalayan, halkları etnik ve mezhepsel olarak bölerek birbirine düşman eden, toplumsal adaleti yok eden, barışı imkânsız kılan bir sömürü düzenidir. Emperyalist savaşların ve silahlanma yarışının faturası ise her zaman olduğu gibi halklara kesilmektedir. Silahlara ve savaş bütçelerine aktarılan devasa kaynaklar; yoksullukla, yüksek enflasyonla ve kamusal harcamaların kısılmasıyla finanse edilmektedir. Bu nedenle barış talebi, aynı zamanda ekonomik adalet ve emek mücadelesidir.

Savaşların ve yıkımların en ağır bedelini her zaman çocuklar, okullar ve hastaneler ödemektedir. Başta Gazze ve İran olmak üzere çatışma bölgelerinde okulların ve hastanelerin bombalanması, binlerce çocuğun yaşam hakkının elinden alınması emperyalist barbarlığın en somut kanıtıdır. Okulların ve çocukların hedef alındığı bir dünyada barış mücadelesi, doğrudan yaşam ve eğitim hakkı savunusudur.

Savaş ve çatışma söylemlerinin yükseldiği dönemler, içeride demokratik hakların baskılandığı, laik ve bilimsel eğitimin hedef alındığı, eleştirel düşüncenin tasfiye edilerek yerine itaatkâr bir anlayışın dayatıldığı dönemlerdir.

Eğitimin asli görevi; sorgulayan, aklın ve bilimin rehberliğinde hareket eden, farklılıklara saygı duyan ve her farklılığı bir değer olarak gören laik, bilimsel ve barışçıl nesiller yetiştirmektir. Okulları gerici ve piyasacı ideolojilerin propaganda sahası haline getiren mevcut eğitim politikalarına karşı durmak, barış mücadelesinin en güçlü cephesidir.

Barış; siyasi iktidarların dönemsel çıkarlarına, kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklara göre şekillendirilemez. Gerçek barış, ancak halkların eşit, özgür ve güvenceli yaşam hakkı zemininde kurulabilir.

Bugün Türkiye’de iç barışın sağlanması, şiddetin ve terörün sona ermesi kuşkusuz ülkemizin en temel ihtiyaçlarından biridir. Ancak barış; Cumhuriyetimizin üzerinde yükseldiği aydınlanmacı ilkelerin, ulusal birliğimizin ve devrimlerin tasfiyesi üzerinden inşa edilemez. Yurttaşlığı etnik ve dinsel ayrımlar üzerinden tanımlayan, siyasal ve hukuksal düzeni kimlikler üzerinden inşa eden yaklaşımlar, toplumsal barışın temelini oluşturamaz.

Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh, cihanda sulh!” ilkesi, bir temenni değildir. Emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesiyle kurulmuş Cumhuriyetimizin antiemperyalist ve aydınlanmacı kuruluş felsefesidir.

Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren, savaş halini normalleştiren emperyalist politikalara, etnik ve mezhepsel ayrışmalara karşı en güçlü panzehir, Cumhuriyetimizin bu kurucu iradesi ve felsefesidir.

Eğitim-İş olarak bir kez daha vurguluyoruz:

Barış, yalnızca bir ideal değil; aynı zamanda eşitsizliklere, emperyalist müdahalelere ve sömürüye karşı toplumsal bir duruştur. Eğitim kurumları, silah ve savaş propagandasının değil; bilimin, özgür düşüncenin ve barışın mekânı olmalıdır.

Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleri, dün olduğu gibi bugün ve gelecekte de yolumuzu aydınlatmaya devam edecektir:

“Yurtta sulh, cihanda sulh!”

MERKEZ YÖNETİM KURULU