MESEM EĞİTİM DEĞİL; ÇOCUK İŞÇİLİĞİ, SÖMÜRÜ VE CİNAYET DÜZENİDİR!

11 Eylül 2026

MEB, üç ay arayla verdiği iki resmî yanıtta önce 13, ardından 37 çocuğumuzun yaşamını yitirdiğini bildirdi. Aradaki fark bir istatistik tartışması değil, çocuklarımızın yaşamıdır. MEB gerçekleri derhâl açıklamalı ve hesap vermelidir!

Milli Eğitim Bakanlığı, TBMM’ye sunulan yazılı soru önergesine 3 Eylül 2026’da verdiği resmi yanıtta verileri gizleme ve gerçeklerin üzerini örtme çabasını bizzat belgelemiştir. Bakanlığın birkaç ay arayla TBMM’ye sunduğu iki ayrı yazılı cevabı, üstü örtülmeye çalışılan çocuk işçiliğini ve cinayetlerini gözler önüne sermektedir.

Bakanlık, 23 Haziran 2026 tarihinde TBMM’ye verdiği resmi yanıtta; MESEM’lerin faaliyete başladığı 2016’dan bu yana geçen 10 yıllık dönemde 3.080 iş kazası yaşandığını ve 13 çocuğun hayatını kaybettiğini beyan etmiştir. Aradan henüz 3 ay geçmemişken, 3 Eylül 2026’da başka bir yazılı soru önergesine verdiği yanıtta ise yalnızca 2025 ve 2026 yıllarında 9.950 iş kazası gerçekleştiği ve 37 çocuğun yaşamını yitirdiği açıklanmıştır.

Anlaşılan o ki Milli Eğitim Bakanlığı gerçekleri tam olarak açıklamak istemiyor ya da okullarda ve MESEM’lerde ne olup bittiğini takip edebilecek denetim ve tespit mekanizmalarına sahip değil.

Her iki ihtimal de Bakanlığın, çocukların yaşam hakkını sermayenin kâr hırsına kurban ettiğinin ve anayasal suç işlediğinin kanıtıdır.

Açıklanan iki farklı veri göz önünde bulundurulduğunda; son 3 ay içerisinde 6 binden fazla iş kazasının yaşandığı, 24 çocuğumuzun daha ölüme sürüklendiği görülmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı 3 ay içinde açıkladığı iki veri arasındaki farkı derhal açıklamak zorundadır.

Üstelik bakanlığın itiraf ettiği toplam 9.950 kaza ve 37 ölüm, yalnızca buzdağının görünen yüzüdür. Yaralandığı hâlde hastaneye götürülmeyen, kazası kayıtlara geçirilmeden çalıştırılmaya devam ettirilen yüzlerce çocuk bu bilançoda yoktur!

Baskı, şiddet, aşağılanma ve ölüm korkusuyla psikolojik olarak yaralanan on binlerce çocuğumuz Bakanlığın verilerinde yer almamaktadır. Kâğıt üzerinde “bir gün okul, dört gün işyeri” denilerek sunulan modelde; çocuklar fiilen haftanın altı günü çalıştırılmakta, göstermelik bir günlük okul hakkı dahi ellerinden alınmaktadır.

MESEM; mesleki eğitim modeli değil çocuk işçiliğidir, kamu kaynaklarının sermayeye aktarılmasıdır, yaşanan ölümler ve yaralanmalar gösteriyor ki MESEM cinayettir!

Kendi çocuklarına her türlü imkâna sahip özel okulları uygun görenler, yoksul halkın çocuklarına güvencesizliği ve ölümü reva görmektedir.

Eğitim-İş olarak hazırladığımız “MESEM’ler Üzerine: Mitler ve Gerçekler” raporumuz, Bakanlığın açıkladığı bu ağır bilançonun bile gerçeğin yalnızca görünen kısmı olduğunu tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır.

MEB’in çelişkileri yalnızca ölüm sayılarıyla sınırlı değildir. Bakanlık soru önergelerine verdiği yanıtta; eğitim hakkının güçlendirilmesi, çocukların örgün eğitimin içinde tutulması; devamsızlıkların, okul terklerinin, çocuk işçiliğinin, istismarın ve erken yaşta evliliklerin önüne geçilmesi için gerekli koruyucu tedbirlerin alındığını iddia ettikten hemen sonra MESEM uygulamalarını övmeye girişerek adeta aklımızla alay etmektedir.

Eğitim-İş olarak, Milli Eğitim Bakanlığına açıkça soruyoruz:

• Çocukları örgün eğitimde tutmak için mi okul sıralarından koparıp ağır sanayiye ucuz ve güvencesiz iş gücü olarak sunuyorsunuz?

• İstismarı engellemek için mi fiziksel ve psikolojik şiddete uğradıkları, hiçbir can güvenliği bulunmayan denetimsiz iş yerlerine emanet ediyorsunuz?

• Çocuk işçiliğiyle mücadele etmek için mi kamu kaynaklarını sermayeye aktararak çocuk işçiliğini meşrulaştırıyorsunuz?

• Okul terkini ve erken yaşta evliliği önlemek için mi 14-18 yaşındaki çocukları sistemin içinde tutma bahanesiyle örgün eğitimden fiilen koparıyorsunuz?

İncelenen işletmelerden 23 bin 252’sinin uygun bulunmayarak sözleşmelerinin feshedilmiş olması bir denetim başarısı değil; on binlerce çocuğumuzun göz göre ölüm tehlikesi taşıyan işletmelere gönderildiğinin kanıtıdır.

Bakanlık, anayasal hükümle koruması altında olması gereken çocukları istatistik oyunlarıyla sermayeye feda etmekten derhal vazgeçmeli ve sadece son 2 yılda MESEM kapsamında hayattan koparılan 37 çocuğumuzun hesabını vermelidir.

Çocuk işçiliğini meşrulaştıran, onlarca çocuğumuzun yaşamını sermayenin kâr hırsına feda eden katıksız sömürü mekanizması olan MESEM uygulamasına son verilmeli; mesleki eğitim çocukların yaşamını, eğitim hakkını ve gelişimini esas alan güvenli, bilimsel ve kamusal okul ortamında verilmelidir.