ÖĞRETMENLERİN GELECEĞİ BU CİDDİYETSİZLİĞE TESLİM EDİLEMEZ!

26 Ağustos 2026

Sınav binasına giriş için belirlenen saati birkaç saniye geçiren adaya dahi hiçbir esneklik tanımayan, başvuru işlemlerindeki en küçük eksikliğin bütün sorumluluğunu yükleyen ÖSYM, yüz binlerce öğretmenin puanını yanlış hesaplamıştır.


Adaydan her kurala eksiksiz uymasını isteyen bir sınav kurumu, 2026 yılında yapılan sınavı 2025 yılının soru dağılımıyla değerlendirmiş; sonuçları gerekli kontrolleri yapmadan açıklamış, hata adaylar tarafından fark edilince de sistemi erişime kapatmıştır. Böylesine ağır bir kurumsal ciddiyetsizlik, birkaç cümlelik teknik açıklamayla geçiştirilemez.


Buradaki sorumluluk yalnızca ÖSYM’ye de yüklenemez. Millî Eğitim Bakanlığı, öğretmen yetiştirme ve istihdam sistemini Millî Eğitim Akademisi üzerinden yeniden kurmuş; üniversite mezunu öğretmenlerin geleceğini bu sınavın sonucuna bağlamıştır. Dolayısıyla ortaya çıkan tablo, ÖSYM’nin hesaplama hatası kadar MEB’in kurduğu Akademi modelinin öğretmenleri nasıl kırılgan, belirsiz ve denetimsiz bir sürece mahkûm ettiğini de göstermektedir.


Millî Eğitim Akademisi gündeme geldiği ilk günden bu yana bu yapıya itiraz ediyoruz. Çünkü eğitim fakültelerinden mezun olmuş öğretmenleri yeniden “öğretmen olmaya hazırlama” iddiasıyla kurulan Akademi; üniversitelerin öğretmen yetiştirme işlevini aşındıran, diplomayı değersizleştiren ve öğretmen istihdamını Bakanlığın siyasi ve idari denetimine daha fazla bağlayan bir yapıdır.


Öğretmenlerin önüne yeni bir sınav, yeni bir eleme ve yeni bir bekleme süreci koyan bu sistemin ne kadar sorunlu yürütüldüğü, 2026 Akademi Giriş Sınavı’nın sonuçlarında bütün açıklığıyla ortaya çıkmıştır.


ÖSYM, 26 Temmuz 2026 tarihinde yapılan MEB-AGS’nin sonuçlarını bir aylık bekleyişin ardından açıkladı. Ancak sonuç belgelerini inceleyen öğretmenler, özellikle tarih ve coğrafya bölümlerindeki doğru ve yanlış sayılarının çözdükleri sorularla uyuşmadığını fark etti. Altı tarih sorusunun bulunduğu sınavda, bazı öğretmenlerin tarih bölümündeki doğru ve yanlış sayılarının toplamının altıyı aştığı görüldü. Yalnızca birkaç tarih sorusunu cevapladığını belirtenlerin sonuç belgelerinde daha fazla tarih doğrusu yer aldı.


İtirazların ardından sonuçlar erişime kapatıldı. ÖSYM daha sonra yaptığı açıklamada, 2026 AGS puanları hesaplanırken 2026 yılı yerine 2025 yılına ait alt test soru ağırlıklarının kullanıldığını kabul etti.


Kamuoyuna teknik bir ifadeyle duyurulan bu hatanın somut karşılığı şudur:
2025 AGS’de 10 tarih, 8 coğrafya ve 24 eğitim bilimleri sorusu bulunuyordu. 2026’da ise soru dağılımı değiştirilerek tarih ve coğrafya altışar soruya düşürüldü, eğitim bilimleri ve Türk millî eğitim sistemi 30 soruya çıkarıldı.


Ancak değerlendirme yapılırken 2025 yılının soru dağılımı esas alındığı için 2026 sınavındaki ilk dört coğrafya sorusu tarih bölümünde, ilk altı eğitim bilimleri sorusu ise coğrafya bölümünde değerlendirilmiş oldu. Bu nedenle bir öğretmenin coğrafya sorularına verdiği cevaplar tarih hanesinde, eğitim bilimleri sorularına verdiği cevaplar da coğrafya hanesinde görünebildi.
ÖSYM, öğretmenlerin 80 soru üzerinden elde ettikleri toplam doğru ve yanlış sayılarında hata bulunmadığını söylemektedir. Fakat bu açıklama sorunu ortadan kaldırmamaktadır. Çünkü AGS’deki altı bölümün her biri ayrı ayrı değerlendirilmekte, öğretmenlerin her bölümdeki başarıları ayrı standart puanlara dönüştürülmekte ve bu puanlar farklı oranlarda sonuca etki etmektedir. Dolayısıyla toplam doğru sayısı değişmese bile cevapların yanlış bölümlerde değerlendirilmesi öğretmenlerin puanlarını ve başarı sıralamalarını doğrudan etkilemiştir.


Bu, yalnızca sonuç belgesindeki bir gösterim sorunu değil; ÖSYM’nin de kabul ettiği açık bir puan hesaplama hatasıdır.
Daha vahimi, altı soruluk bir bölümde doğru ve yanlış sayılarının toplamının altıyı aştığı böylesine açık bir tutarsızlığın, sonuçlar ilan edilmeden önce ÖSYM’nin kontrol süreçlerinde fark edilmemiş olmasıdır. Hata, kurumun kendi denetimiyle değil, sonuç belgelerini karşılaştıran öğretmenlerin itirazlarıyla ortaya çıkarılmıştır.


Bilgisayar ortamındaki hesaplamanın yeniden yapılması elbette uzun sürmeyebilir. Sorun, bir bilgisayarın bu işlemi kaç saatte yapacağı değildir. Asıl sorun, bir ayın sonunda açıklanan sonuçların hangi kontrol ve onay süreçlerinden geçtiği ve bu süreçte fark edilmeyen bir hatanın birkaç saat içinde düzeltildiği söylenen yeni sonuçlarda tekrarlanmadığından nasıl emin olunacağıdır.
Bir ayın sonunda yanlış sonuç açıklayan ÖSYM, birkaç saat içinde hazırladığı yeni sonuçların doğruluğunu hangi denetim mekanizmasıyla güvence altına almıştır?


Ortada cevaplanması gereken ciddi sorular vardır:
2026 sınavına neden 2025 yılının soru dağılımı uygulanmıştır? Hesaplama sistemine bu verileri kim tanımlamıştır? Sonuçlar açıklanmadan önce 2026 kılavuzuyla neden karşılaştırma yapılmamıştır? ÖSYM’nin kontrol ve onay mekanizmaları neden işlememiştir? Yanlış hesaplama kaç öğretmenin puanını ve başarı sırasını değiştirmiştir? İlk açıklanan sonuçlarla düzeltilmiş sonuçlar arasındaki farklar kamuoyuyla paylaşılacak mıdır? Yeni hesaplama bağımsız ve ikinci bir kontrolden geçirilmiş midir?
ÖSYM bu soruların hiçbirini geçiştiremez.


Çünkü öğretmenler açısından bir puanın, hatta bir sıralama basamağının bile karşılığı vardır. Kontenjanların son derece sınırlı tutulduğu bir sistemde yapılan hesaplama hatası, bir adayın Akademiye girip giremeyeceğini ve mesleğe ne zaman başlayabileceğini belirleyebilir.


Üstelik bu sınava girenler, yıllardır yanlış eğitim ve istihdam politikalarının bedelini ödeyen öğretmenlerdir. Üniversiteyi bitirdiler, diplomalarını aldılar, yıllarca atama beklediler. Mülakatlarda hak kayıpları yaşadılar; öğretmen ihtiyacıyla hiçbir biçimde örtüşmeyen yetersiz ve alanlar arasında dengesiz kontenjanlarla karşılaştılar. Şimdi de öğretmen olabilmek için Akademi kapısında yeni bir elemeden geçiriliyorlar. Bu kez karşılarına, puanları yanlış hesaplanmış bir sınav çıkarılıyor.


Sınav sorularına yönelik tartışmalar, ölçme ve değerlendirme süreçlerine ilişkin kuşkular, mülakatlarla yaratılan mağduriyetler, yetersiz ve dengesiz kontenjanlar ve şimdi de yanlış hesaplanan AGS puanları birbirinden bağımsız sorunlar değildir. Bunların tamamı; öğretmeni yetiştirilmesi, desteklenmesi ve güvenceli biçimde istihdam edilmesi gereken nitelikli bir kamu görevlisi olarak değil, sürekli sınanacak, elenecek, bekletilecek ve güvencesizliğe mahkûm edilecek bir unsur olarak gören anlayışın sonucudur.
Bu tablo, başından beri karşı çıktığımız Millî Eğitim Akademisi modelinin öğretmenler açısından ne anlama geldiğini de göstermektedir. Öğretmen açığını gidermek ve liyakate dayalı adil bir atama sistemi kurmak yerine gençlerin önüne her defasında yeni bir aşama konulmaktadır. Her yeni aşama mesleğe ulaşmayı biraz daha geciktirmekte, belirsizliği ve mağduriyeti büyütmektedir.


Eğitim fakültelerinde yıllarca verilen öğretmenlik eğitimini yok sayarak Bakanlık bünyesinde yeniden tekrar etmeye çalışan Akademi, aynı zamanda ciddi bir kamu kaynağı israfıdır. Kamu kaynakları; yeni bir bürokratik ve merkezî denetim yapısı kurmak için değil, eğitim fakültelerinin niteliğini yükseltmek, öğretmen açığını gidermek ve güvenceli kadrolu istihdam sağlamak için kullanılmalıdır.


ÖSYM, AGS sonuçlarını 2026 yılına ait soru dağılımına göre yeniden hesaplamakla yetinmemelidir. İlk ve düzeltilmiş sonuçlar arasındaki puan ve sıralama değişikliklerini açıklamalı; adayların cevap kayıtlarını, alt test puanlarını ve başarı sıralamalarını yeniden kontrol etmeli; düzeltilmiş sonuçların bağımsız bir denetimden geçirildiğini kamuoyuna göstermelidir.


Bu süreçte öğretmenlerden hiçbir itiraz ücreti alınmamalı; Akademiye başvuru ve yerleştirme işlemleri kesinliği ve doğruluğu denetlenmiş sonuçlar ortaya çıkıncaya kadar başlatılmamalıdır. Tek bir öğretmenin dahi hak kaybına uğramasına izin verilmemeli, bu ağır kurumsal ihmalde sorumluluğu bulunanlar açıklanmalıdır.


Millî Eğitim Bakanlığı da sorumluluğu yalnızca ÖSYM’ye bırakamaz. Öğretmen yetiştirme ve istihdam sistemini Akademi üzerinden yeniden kuran Bakanlık, daha ikinci sınavda ortaya çıkan bu tablonun siyasi sorumluluğunu taşımaktadır.
Biz; öğretmen yetiştirme görevini nitelikli, bilimsel ve özerk üniversitelerin yerine getirdiği, öğretmenlerin liyakate dayalı ve şeffaf bir sistemle atandığı, ülkenin gerçek öğretmen ihtiyacına uygun kadrolu ve güvenceli istihdamın sağlandığı bir düzen istiyoruz.
Öğretmenlerin yıllarını yeni sınavlar, yeni elemeler ve yeni belirsizlikler arasında tüketmeyin.


Öğretmenler, iktidarın eğitim politikalarının deneme tahtası değildir.


Eğitim-İş olarak, Millî Eğitim Akademisi adı altında öğretmenlik mesleğini merkezî ve siyasi bir denetim mekanizmasına teslim eden bu sisteme karşı çıkmaya; AGS’de yapılan hesaplama hatasının bütün sonuçlarıyla ortaya çıkarılması, sorumluların belirlenmesi ve öğretmenlerin tek bir puanının dahi gasp edilmemesi için sürecin takipçisi olmaya devam edeceğiz.