21. YILIMIZI GURURLA KUTLADIK!

19 Ekim 2026

GALERİ
21. YILIMIZI GURURLA KUTLADIK! | EĞİTİM İŞ 21. YILIMIZI GURURLA KUTLADIK! | EĞİTİM İŞ 21. YILIMIZI GURURLA KUTLADIK! | EĞİTİM İŞ 21. YILIMIZI GURURLA KUTLADIK! | EĞİTİM İŞ 21. YILIMIZI GURURLA KUTLADIK! | EĞİTİM İŞ 21. YILIMIZI GURURLA KUTLADIK! | EĞİTİM İŞ 21. YILIMIZI GURURLA KUTLADIK! | EĞİTİM İŞ 21. YILIMIZI GURURLA KUTLADIK! | EĞİTİM İŞ 21. YILIMIZI GURURLA KUTLADIK! | EĞİTİM İŞ 21. YILIMIZI GURURLA KUTLADIK! | EĞİTİM İŞ 21. YILIMIZI GURURLA KUTLADIK! | EĞİTİM İŞ 21. YILIMIZI GURURLA KUTLADIK! | EĞİTİM İŞ 21. YILIMIZI GURURLA KUTLADIK! | EĞİTİM İŞ 21. YILIMIZI GURURLA KUTLADIK! | EĞİTİM İŞ 21. YILIMIZI GURURLA KUTLADIK! | EĞİTİM İŞ 21. YILIMIZI GURURLA KUTLADIK! | EĞİTİM İŞ

RESİMLERİ GÖRÜNTÜLEMEK İÇİN ÜSTÜNE TIKLAYINIZ

Cumhuriyetten ve emekten yana Türkiye’nin en büyük sendikası Eğitim-İş’in, 21. yaşını Ankara’da gerçekleştirdiğimiz etkinliklerle kutladık.

Kutlama programımız Anıtkabir ziyareti ile başladı. Genel Başkanımız Kadem Özbay, Genel Sekreterimiz Seher Ergin, Genel Mali Sekreterimiz Doğan Dağdelen, Genel Örgütlenme Sekreterimiz Bülent Metin, Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreterimiz Yeliz Toy, Genel Eğitim Sekreterimiz Veli Fırat Şimşek, Genel Basın-Yayın ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimiz Hüseyin Selçuk, ülkenin dört bir yanından gelen şube başkanlarımız, yöneticilerimiz, üyelerimiz; Konfederasyonumuz Kamu-İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım ve MYK üyeleri ile kardeş sendikalarımızın yöneticileri, Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün huzuruna çıktı.

Genel Başkanımız Kadem Özbay, Anıtkabir Özel Defteri’ne şunları yazdı:

Büyük Önderimiz, Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk,
 
Cumhuriyetimizin eğitim devrimlerinin, laikliğin, bilimin ve emeğin yılmaz savunucusu; eğitim emekçilerinin örgütlü gücü Eğitim-İş’in 21. kuruluş yıl dönümünde, örgütümüzün temsilcileri olarak manevi huzurunuzda bulunmanın büyük onurunu ve gururunu yaşıyoruz.
 
21 yıl önce Cumhuriyet’in kurucu değerlerine ve eğitim emekçilerinin örgütlü gücüne duyulan sarsılmaz inançla çıktığımız yolda, bugün 155 bin üyemizle ülkemizin aydınlık geleceği için mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz.
 
Bizlere emanet ettiğiniz Cumhuriyet’in en büyük kazanımlarından biri olan laik, bilimsel, kamusal, parasız ve karma eğitimi korumak, geliştirmek ve gelecek kuşaklara taşımak, dün olduğu gibi bugün de yarın da en temel sorumluluğumuzdur.
 
“Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister” sözünüzü, eğitim anlayışımızın temel ilkesi ve ülkemizin geleceğine karşı taşıdığımız tarihsel sorumluluğun ifadesi olarak görüyoruz.
 
Büyük Atatürk,
 
Gösterdiğiniz çağdaş uygarlık hedefinden ayrılmayacağımıza, Cumhuriyet’in kazanımlarını ve devrimlerinizi her koşulda savunacağımıza; hiçbir çocuğun eğitim hakkından yoksun bırakılmadığı, hiçbir eğitim emekçisinin yoksulluğa ve güvencesizliğe mahkûm edilmediği bir gelecek için örgütlü mücadelemizi büyüteceğimize manevi huzurunuzda bir kez daha söz veriyoruz.
 
Cumhuriyet’e bağlılığımız, laikliğe ve bilime inancımız, emekçilerin haklarını savunma kararlılığımız ve aydınlık bir Türkiye’ye olan umudumuz sarsılmazdır.
 
Aziz hatıranız önünde saygı, minnet ve özlemle eğiliyoruz.

Anıtkabir ziyaretinin ardından ödül törenimizin yapılacağı otele geçildi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunması ile başlayan törene Eğitim-İş kurucuları, önceki dönem MYK üyelerimiz, Yeni Parti Ankara Mv. Aliye Timisi Ersever, Yeni Parti Çorum Mv. Mehmet Tahtasız, İYİ Parti Genel Başkan Yrd. Şenol Sunat ve basın temsilcileri katıldı. Programları nedeniyle katılamayan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, gönderdikleri mesajlarla sendikamızın 21. yaşını kutladı.

Törenimizde Fakir Baykurt Onur Ödülleri’nin yanı sıra sanat, emek, TV, gazetecilik ve bilim ödülleri de sahiplerini buldu.

Fakir Baykurt Onur Ödülü: Ali Kınacı, Meral Serinyel

Sanat Ödülü: Sunay Akın

Emek Ödülü: Bağımsız Maden İşçileri Sendikası

TV Ödülü: Onlar TV

Gazetecilik Ödülü: Sultan Uçar

Bilim Ödülü: Prof. Dr. Korkut Boratav

Genel Başkanımız Kadem Özbay, 21 yıllık onurlu yürüyüşümüzü anlatan sinevizyon gösterimimin ardından açılış konuşması gerçekleştirdi:

Değerli konuklarımız, kıymetli ödül sahiplerimiz, kurucularımız, geçmişten bugüne sendikamızın her kademesinde sorumluluk üstlenmiş yol arkadaşlarım; Cumhuriyet’in, emeğin ve aydınlanmanın en büyük örgütlü gücü, fikirdaşlarım, yoldaşlarım, mücadele arkadaşlarım; sevgili Eğitim-İş ailesi,

Hepinizi sevgiyle, saygıyla ve mücadele coşkusuyla selamlıyorum.

Eğitim-İş’in 21. kuruluş yıl dönümü kutlu olsun!

Bugün bilimin, sanatın, edebiyatın, gazeteciliğin ve emek mücadelesinin değerli temsilcileriyle bir aradayız. Ödüllerimizi takdim edeceğimiz dostlarımızın çalışmaları, bu ülkenin düşünce dünyasını, toplumsal vicdanını ve mücadele birikimini büyütüyor. Kendilerine ve bu anlamlı gecede bizlerle birlikte olan bütün konuklarımıza teşekkür ediyorum.

Değerli dostlarım,

Eğitim-İş, 17 Ekim 2005’te 47 kurucumuzla yola çıktı. Ancak bizim mücadele tarihimiz 21 yılla sınırlı değildir. Encümen-i Muallimîn’den Muallimler Birliği’ne, TÖS’ten TÖB-DER’e uzanan örgütlü eğitim mücadelesinin birikimini taşıyoruz.

İşgal altındaki bir ülkeden bağımsız bir Cumhuriyet yaratanların, savaşın ortasında Maarif Kongresi toplayanların, “Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” diyerek öğretmenlere tarihsel bir sorumluluk yükleyen Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasından geliyoruz.

Bu tarih bize şunu öğretti: Bir halkın özgürlüğüyle çocuklarının eğitimi birbirinden ayrı düşünülemez. Cumhuriyet’in eğitim devrimlerini, laikliği, bilimi, kamusal eğitimi ve emeğin onurunu savunmamızın nedeni budur.

Eğitim-İş olarak hiçbir iktidarın ve hiçbir siyasal yapının arka bahçesi olmadık. Gücümüzü üyelerimizden ve örgütlü mücadelemizden aldık; hiçbir güce yaslanmadık.

Biz saraylardan talimat almayız. Bizim yolumuz, aklın ve bilimin rehberliğinde Cumhuriyet’i kuran, ebedî önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün yoludur.

Bağımsızlığımız, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinden, Atatürk’ün tam bağımsızlık anlayışından ve halkın egemenliğine duyduğumuz sarsılmaz inançtan doğan ilkesel bir duruştur.

İktidarda kim olursa olsun bizim tarafımız bellidir: Cumhuriyet’in, emekçilerin ve çocuklarımızın eşit ve nitelikli eğitim hakkının tarafındayız.

Sevgili yoldaşlarım,

Eğitim-İş, Cumhuriyet’ten ve emekten yana mücadelesiyle ülkemizin en büyük sendikalarından biridir. Ne mutlu bu mücadeleye gönül verene, katkı sunana! İyi ki varsınız yoldaşlarım, iyi ki varsınız dostlarım.

Beş yılı aşkın süredir örgütümüzün genel başkanlığını yürütmenin onurunu yaşıyorum. 2021’de görevi üstlendiğimde 48 bin üyemiz vardı. O gün, geçmişten devraldığımız büyük mirasa vefa ve saygıyla; söylemiyle etkin, eylemiyle cesur, temsiliyetiyle güçlü bir Eğitim-İş sözü vermiştik.

47 kişiyle başlayan yolculuğumuzu örgütlü mücadelemizle ülkenin dört bir yanında büyüterek 155 bin üyeye ulaştırdık. Bu gurur tek bir kişinin ya da yalnızca bir Merkez Yönetim Kurulunun değil; şube ve temsilcilik yöneticilerimizin, işyeri temsilcilerimizin, üyelerimizin ve bütün yol arkadaşlarımızın ortak emeğidir.

Bizi büyüten, haksızlığa uğrayan bir eğitim emekçisinin düşüncesini, kimliğini ya da hangi sendikaya üye olduğunu sormadan yanında durmamızdır. Bir çocuğun eğitim hakkını savunurken ailesinin kimliğine, inancına ya da siyasi tercihine bakmamamızdır.

Raporlarımızla, hukuki mücadelemizle, eylemlerimizle ve dayanışmamızla emekçilere, öğrencilere ve velilere yalnız olmadıklarını hissettirdik. “Yaparsa Eğitim-İş yapar” sözünü, yıllar içinde yarattığımız güvenle kazandık.

Değerli dostlarım,

Bu gurur tablosunu tarihe not düşerken, ülkemizin içinde bulunduğu ağır siyasal koşulları da hep birlikte biliyor ve yaşıyoruz. Yetkiyi tek elde toplayan, kararları dar bir merkezde alan ama sorumluluğu başkalarına yükleyen bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız.

Siyasetçilerin, gazetecilerin, öğrencilerin ve sanatçıların tutuklandığı; sendikal haklarını kullanan emekçilerin soruşturma ve sürgünle karşılaştığı; üniversitelerde liyakatin yerini sadakatin aldığı, bilim insanlarının güvencesiz bırakıldığı bir dönemdeyiz.

Geçen yıl TELE 1’e, bu hafta Halk TV’ye kayyum atandı; gazeteciler Murat Ağırel ile Bahadır Özgür gözaltına alındı. Gazetecilere, Tele1 ve HALK TV emekçilerine buradan selam olsun, yanlarındayız!

Halkın sesini kısmaya çalışanlara söylüyoruz: Halkın sesi susturulamaz; biz de susmayacağız.

Demokrasi yalnızca sandıkta oy kullanmak değildir. Sandıktan çıkan yetki, ülkenin ve kurumlarının mülkiyet belgesi değildir. Seçilmiş hiçbir makam hukukun ve halkın üzerinde değildir.

Eğitim-İş’in demokrasi mücadelesi, eğitim mücadelesinden ayrı değildir. Düşüncenin susturulduğu yerde bilim gelişmez; itirazın cezalandırıldığı yerde özgür birey yetişmez. Eğitimin siyasi ve dinsel müdahalelere açılmasına karşı eğitimin kamusal niteliğini ve bilimsel özgürlüğü savunuyoruz.

Bugün eğitimde yaşadığımız sorunlar siyasi tercihlerden bağımsız değildir. Okul, kamusal bir hak alanı olmaktan çıkarılıp hizmet pazarına dönüştürülüyor. Veli finansör, öğrenci müşteri olarak görülüyor; çocukların nitelikli eğitimi ailelerin imkanlarına bağlı hale gelmiş durumda.

Bir yanda kalabalık sınıflar, eksik personel ve velilerin tamamlamaya çalıştığı ihtiyaçlar; diğer yanda yüksek ücretlerle sunulan eğitim imkânları var. Devlet okulunu güçsüz bırakıp aileleri özel okula yöneltmenin adı eğitimde tercih özgürlüğü değildir; çocuğunun geleceği için borçlanan anne babanın önüne konulan bir mecburiyettir.

PISA 2025 sonuçlarına göre, aynı yaş grubunda iki farklı okul türündeki öğrenciler arasında Matematik alanında 206 puan fark bulunuyor. Bu yaklaşık 10 yıllık bir öğrenme yılı farklılığına tekabül eder. Yani biri 9. sınıftayken diğeri okul öncesinde. Aynı ülkenin çocukları arasında on yıllık öğrenme farkına işaret eden bu tabloyu normalleştiremeyiz.

OECD verilerine göre Türkiye, eğitime milli gelirin yüzde 3,6’sını ayırıyor; OECD ortalaması yüzde 4,7. Öğrenci başına 6 bin 300 dolar harcanıyor; OECD ortalaması 16 bin dolar. Öğrencilerimize, OECD ortalamasının yarısından bile daha azını harcıyoruz. Ortalama seviyeye çıkıldığında tüm öğrencilere yemek de verilir, kadrolu personel de atanır.

Aynı anlayışla ücretsiz okul yemeğinin anketlere sunulduğunu görüyoruz. Bu, kışın “Kaloriferleri yakalım mı?” diye sormak kadar akıl dışıdır. Finlandiya bu uygulamayı 1940'larda başlattı, Hindistan’da 118 milyon çocuk okulda ücretsiz yemek yiyor. OECD’nin incelediği 32 eğitim sisteminin tamamında ücretsiz okul yemeği var; Türkiye’de ise bütün çocukları kapsayan bir uygulama hâlâ yok.

Sendikamızın hesabına göre bütün öğrencilere bir öğün yemek vermenin yıllık maliyeti 259 milyar lira. “Fon soygunu” soruşturmasında konuşulan tutar ise yaklaşık 900 milyar lira. Bu miktar, çocuklarımızı üç yılı aşkın süre doyurabilecek bir para. Bu ölçekte paralar konuşulurken çocukların yemeğini ankete sunmak, sorunun kaynak yokluğu değil, siyasi tercih olduğunu açıkça gösteriyor.

Ücretsiz okul yemeği lütuf değil, haktır!

2025-2026 eğitim-öğretim yılında 1,5 milyon çocuğumuz örgün eğitimin dışında. Büyük bir kısmı, okul sırasında olması gereken yaşta ya bir atölyede ucuz ve güvencesiz işçi ya da tarlada, sokakta, merdiven altı tesislerde, üstelik Milli Eğitim Bakanlığı eliyle çalıştırılıyor.

MEB’in verilerine göre MESEM’lerde yalnızca 2025 ve 2026 yıllarında 10 bin iş kazası yaşandı, 37 çocuk yaşamını yitirdi. Bu soğuk sayısal veriler, çocuklarımızın hayatı. Sermayenin çıkarlarını çocukların yaşam hakkının önüne koyan politikaların bedelini, yoksul ailelerin çocukları canlarıyla öderken, politikaları yapanların çocukları en iyi okullarda, en iyi imkânlarla okuyor. Bu bir eğitim politikası değil, açık bir sınıfsal tercihtir.

Çocukların yeri işyerleri değil, güvenli okullardır! MESEM, mesleki eğitim değil; çocuk işçiliğinin meşrulaştırılması, kamu kaynaklarının sermayeye aktarılmasıdır. MESEM cinayettir!

Eğitim sistemi sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda değil, çocukların üstün yararına, bilimin ve kamusal eğitimin ilkelerine göre düzenlenmelidir. Yoksul ailelerin çocukları işyerlerine gönderilirken, bu düzeni kuranların çocukları en iyi imkanlara sahip okullarda, hatta yurt dışında eğitim görüyor. Bu bir eğitim politikası değil, açık bir sınıfsal tercihtir!

Son dönemde karma eğitimin yeniden tartışmaya açılması da tesadüf değildir.2026 Türkiye’sinde hâlâ kız ve erkek çocuklarının yan yana eğitim görmesini tartışıyorsak, bu tartışmanın konusu eğitim değildir; hedef, Cumhuriyet’in kadını ve erkeği eşit gören anlayışıdır. Karma eğitim bir “talep” ya da “tercih” meselesi değildir. Bilimsel ve pedagojik bir kazanımdır.

Kız ve erkek çocuklarının aynı sınıfta yan yana bulunmasından rahatsız olanların aslında kadın ve erkeğin aynı işyerinde, aynı otobüste, aynı kaldırımda yan yana bulunmalarından rahatsızdır. Cumhuriyet, kadın-erkek eşitliği ve yurttaşlık hakkı üzerine kuruludur. Bu gericiliğe karşı, kız çocuklarının eğitim hakkını, kadınların kamusal yaşamdaki eşitliğini ve karma eğitimi savunmaya devam edeceğiz.

Değerli yol arkadaşlarım,

Öğretmenin gündeminde geçim derdi, güvencesizlik, geleceksizlik ve can güvenliği kaygısı var. Bakanlığın gündeminde ise öğretmene önlük giydirmek var.

Eğitimin bunca sorunu varken öğretmene kıyafet dayatmak, öğretmenin mesleki iradesine ve itibarına müdahaledir. Öğretmen ne giyeceğini bilir. Bakanlık öğretmenin ne giyeceğine değil, çocukların nasıl bir eğitim aldığına bakmalıdır. Atama bekleyen öğretmenlerle, ücretli öğretmenlik gibi güvencesiz istihdam koşullarıyla, okuldaki can güvenliğiyle ilgilenmelidir.

Öğretmenin itibarını korumak, ancak insanca çalışma ve yaşam koşullarını sağlamakla mümkündür.

Sevgili mücadele arkadaşlarım,

Bilginin, oyunun, dayanışmanın ve güvenin mekânı olması gereken okullarda, bugün can güvenliğini konuşuyoruz. Öğretmenler görev başında saldırıya uğruyor, çocuklar şiddetin hedefi oluyor. Failin de mağdurun da çocuk olduğu olaylar yaşanıyor.

Defalarca dile getirdiğim gibi: okul toplumdan yalıtılmış bir ada değildir. Adaletsizliğin, yoksulluğun ve cezasızlığın büyüdüğü, kamunun çekildiği alanları mafyanın ve tarikatların doldurduğu bir toplumda okulun kapısını kapatıp çocukları koruyamazsınız. Bu tablonun sorumluluğunu da ailelere ve öğretmenlere yükleyemezsiniz.

Kamera, dedektör ve X-ray tek başına çözüm değildir. Güvenli okul için yeterli sayıda rehber öğretmen, kalıcı kadrolu güvenlik ve temizlik personeli, makul sınıf mevcutları, temiz su, sağlıklı beslenme, sanat ve spor gerekir.

Güvenli okul ve sağlıklı eğitim talebimiz, adaletli bir toplum talebinden ayrı değildir. Bütün siyasi partilere, sendikalara, meslek odalarına, derneklere, velilere ve öğrencilerimize çağrı yapıyoruz: Çocuklarımızın can güvenliğine, eğitim hakkına ve geleceğine sahip çıkmak için gelin birlikte sesimizi yükseltelim, birlikte mücadele edelim.

Değerli yol arkadaşlarım,

Bir okulun eğitim vermesi, bir üniversitenin bilim üretmesi büyük bir kolektif emeğe dayanır. Öğretmenden akademisyene, memurdan hizmetliye kadar bütün eğitim ve bilim emekçileri güvenceli, insanca çalışma koşullarına ve örgütlenme hakkına sahip olmalıdır.

Sınıftaki öğretmenin, madendeki işçinin, fabrikadaki emekçinin sorunu da ortaktır, mücadelesi de. Bu anlayışla özel sektör öğretmenlerinin, madencilerin, mülakat mağdurlarının, emeklilerin ve hakkını arayan herkesin yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz.

İktidarların, patronların, mafyanın ve tarikatların beslediği bu karanlığa, hukuksuzluğa ve sömürü düzenine karşı omuz omuza duracak, mücadeleyi birlikte büyüteceğiz.

Eleştiriyi dinleyen, üyesinin sözünü karar süreçlerine taşıyan, her iş yerinde dayanışmayı büyüten bir örgüt olarak daha da ileri yürüyeceğiz.

Gücümüz örgütümüz, hedefimiz yetki!

Cumhuriyet, her çocuğu kendi evladı kabul eder. MESEM’de yaşamını yitiren çocuk da, okul dışına itilen çocuk da, sabah aç karnına derse giren çocuk da bizim çocuğumuzdur. Cumhuriyet’i savunmak, o çocuklara bugün nasıl bir hayat sunulduğunun hesabını sormaktır.

Bize güvenen 155 bin üyemizle bu ülkenin çocuklarını yoksulluğa, eğitimini piyasaya, geleceğini karanlığa teslim etmeyeceğiz.

Çünkü biliyoruz ki; hak haksızlıktan yüce, sevgi nefretten üstün, aydınlık karanlıktan güçlüdür.

Eğitim-İş’in uzun yürüyüşüne emek veren herkese teşekkür ediyorum.

Örgütlü mücadeleyi büyüterek Eğitim-İş’in bugünlere gelmesinde emeği olan herkese selam olsun!

“Türk milleti bundan sonra başında tacidar kabul etmez” diyen Cumhuriyet öğretmeni Vasıf Çınar’a,

“Memlekette, mektep bulamayan çocuk bırakmayacağım!” diyen Mustafa Necati’ye,

“Benim en büyük ülküm yurdun cennet olması” diyen Hasan Âli Yücel’e,

“Öğretmen yalvarmaz, boyun eğmez, el açmaz, ders verir!” diyen Fakir Baykurt’a,

Köy Enstitüleri ile aydınlanma devrimini yurdun dört bir yanına taşıyan İsmail Hakkı Tonguç’a selam olsun!

“Bağımsızlık benim karakterimdir” diyerek mücadele rotamızı çizen, ebedî önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e selam olsun, selam olsun, selam olsun!

Yaşasın Eğitim-İş!

Yaşasın Cumhuriyet!

İlelebet Cumhuriyet!