BASKIYLA, GÖZDAĞIYLA VE EMPERYALİZMİN GÖLGESİYLE TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE MÜCADELESİ ENGELLENEMEZ!

05 Temmuz 2026

Ülkemiz bir kez daha hukukun katledildiği, demokratik hakların ayaklar altına alındığı bir operasyon dalgasıyla karşı karşıyadır. Yaklaşan NATO Zirvesi öncesinde iktidar eliyle yürütülen kitlesel gözaltı ve tutuklamalar, toplumsal muhalefeti sindirme ve susturma operasyonuna dönüşmüştür.


Akademisyenlerden öğretmenlere, öğrencilerden çevre aktivistlerine ve gazetecilere uzanan geniş bir kesim, hiçbir somut delil olmaksızın, zorlama senaryolarla haksızca özgürlüklerinden mahrum bırakılmaktadır. Ev baskınları, ters kelepçe uygulamaları ve savunma hakkının gasp edilmesi, bu sürecin hukuki değil, tamamen siyasi bir tasfiye operasyonu olduğunun açık kanıtıdır.
Ankara, emperyalizme karşı verdiğimiz milli mücadelenin kalbi ve Cumhuriyetimizin başkentidir. Kurtuluşun ve kuruluşun başkenti olan şehrin bugün, emperyalizmin savaş makinesi NATO’nun toplantılarına ev sahipliği yapması ve emperyalistlerin güvenliği uğruna abluka altına alınması, Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesiyle açık bir çelişki içerisindedir.


Bugün yaşanan bu karanlık tablonun arkasındaki acı gerçek şudur; AKP iktidarı, NATO’ya ve emperyalist ülkelere şirin görünmek adına kendi yurttaşını düşmanlaştırmaktadır. Yabancı sermayeye ve emperyalist odaklara dikensiz bir gül bahçesi sunmak isteyenler, ülkenin aydınlarını, gençlerini, doğasını ve toprağını koruyanları zindanlara atmaktadır.


Sizin kökleriniz, işgal donanmalarının ülkemize demirlemesini sevinçle karşılayanlara, secde edenlere dayanırken bizim köklerimiz ise ‘Tam Bağımsız Türkiye’ diyerek emperyalizme ve onun yerli işbirlikçilerine karşı mücadele eden devrimcilere dayanmaktadır. Dün bu topraklarda emperyalizme nasıl geçit vermediysek, bugün de onun kanlı savaş makinesine boyun eğmeyeceğiz.


Çok iyi bilinmelidir ki; NATO’nun savaş politikalarına ve coğrafyamızı ateş çemberine çeviren emperyalist hamlelere karşı barışı savunmak bir suç değil, aksine tarihsel bir ödevdir. Bir ülkenin geleceği; üniversitelerini susturarak, ormanını ve toprağını koruyan çevrecileri tutuklayarak, düşünen ve sorgulayan gençliği kriminalize ederek inşa edilemez. Bugün hukuk, iktidarın toplumu hizaya getirme ve korku iklimi yayma sopası haline getirilmiştir. Yazılan tüm bu zorlama senaryolar, adaletin değil, koltuğunu koruma telaşındaki bir gücün korku çığlığıdır.


Okullarda çocuklarımızın bir öğün yemeğe ve temiz suya ulaşamadığı; milyonlarca insanın açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verdiği bir ülkede, halkın kaynaklarının emperyalist şovlara ve şehri kitleyen olağanüstü güvenlik önlemlerine harcanması sınıfsal bir tercihtir. Emperyalistlerin ‘güvenliğine’ harcanan milyarlarca lira; çöken devlet okullarına, bir öğün yemek ve temiz suya, açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca yurttaşımıza ayrılmalıdır.


Eğitim-İş olarak, tüzüğümüzün ve varlık sebebimizin en temel sütunlarından biri net ve tavizsiz antiemperyalist duruşumuzdur. Sendikamız; Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesini şiar edinmiş, emperyalizme ve onun yerli işbirlikçilerine karşı her zaman en ön safta mücadele etmiştir.


NATO, barışın değil savaşın; halkın değil emperyalist çıkarların askeri aygıtıdır. Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, cihanda barış” ilkesinin karşısında konumlanan bu yapı; darbelerle, işgallerle ve vekalet savaşlarıyla ülkeleri bağımlı hale getirmiş, halkları yoksulluk ve yıkıma mahkum etmiştir. Türkiye’nin bu savaş ittifakının parçası haline getirilmesi, Atatürk’ün tam bağımsızlık hedefiyle açık bir çelişkidir. Emperyalist planların aparatı olan bu askeri düzene karşı çıkmak, barışı savunmanın, halk egemenliğini korumanın ve Cumhuriyet’in kurucu değerlerine sahip çıkmanın tarihsel bir gereğidir.


Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün geleceği emanet ettiği öğretmenler olarak asli görevimiz, çocukları savaş çığırtkanlığıyla değil; bilimle, sanatla ve sevgiyle büyütmektir. NATO’nun on yıllardır kandan ve gözyaşından başka bir şey götürmediği Orta Doğu’da yaşananlardan da çok iyi biliyoruz ki; emperyalist savaşların ve yıkımların faturasını en ağır ödeyenler her zaman çocuklar olmuştur. 


Tam da bu nedenle bir kez daha vurguluyoruz; ne emperyalizmin bölge politikalarına teslim olacağız ne de içeride yaratılmak istenen bu açık hava hapishanesine boyun eğeceğiz! Dün olduğu gibi bugün de emperyalizme, onun yerli işbirlikçilerine ve baskıcı siyasal anlayışlara karşı emekten, laiklikten, bilimden ve özgürlükten yana saf tutmaya devam edeceğiz.


Bu hukuksuz gidişata karşı uyarıyoruz; 
Demokratik protesto ve düşünceyi ifade etme hakkı üzerindeki abluka derhal kaldırılmalıdır.


Yargı, iktidarın muhalefeti ezme ve topluma gözdağı verme aracı olmaktan çıkarılmalıdır.


Ne faşizan baskılarınız ne de emperyalist odaklara yaranma çabalarınız bu ülkenin aydınlık yüzlerini, öğretmenlerini, bilim insanlarını ve gençlerini yıldıramayacaktır. Demokrasi, barış, özgürlük ve tam bağımsız Türkiye mücadelesi hiçbir barikata, hiçbir kelepçeye sığmaz!


YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ, DEMOKRATİK TÜRKİYE!
YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ!
MERKEZ YÖNETİM KURULU