Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğine Dava Açtık
GÜVENLİ OKUL İÇİN GÜVENLİKÇİ DEĞİL, BÜTÜNCÜL POLİTİKA ŞARTTIR
LGS SONUÇLARI EĞİTİMDEKİ EŞİTSİZLİĞİN BELGESİDİR
MİLLİ DAYANIŞMANIN TEMELİ CUMHURİYET, HUKUK DEVLETİ VE MİLLET EGEMENLİĞİDİR
ÇOCUKLARIN GELECEĞİ OKULDAN UZAKLAŞTIRILDIKÇA KARARIYOR
07 Ağustos 2026
Okullarımızda güvenliği artırmak amacıyla 81 ilde 30 bin güvenlik görevlisinin istihdam edileceği basına yansımıştır.
Okullarda güvenlik sorunu gerçek ve ertelenemez. Son dönemde yaşanan ağır şiddet olayları, öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin güvenliğinin temel bir kamusal sorumluluk olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Ancak güvenliği 30 bin geçici personele, kapı kontrolüne ve dedektöre indirgemek; şiddeti besleyen gerçek sorunlarla yüzleşmek yerine, yıllardır biriken sorunların üzerini geçici ve yetersiz tedbirlerle örtmek istemektir.
Türkiye’de 60 binin üzerinde devlet okulu bulunmaktadır. Bunların yalnızca 4-5 bini “nitelikli okul” olarak görülürken, yaklaşık 30 bin okul bugün “riskli” olarak değerlendirilmektedir. 4-5 bin “nitelikli” okul, 30 bin “riskli” okul, 60 binden fazla devlet okulu… Eğitim sisteminin getirildiği nokta budur.
Yıllardır eğitim sistemi okullar arasındaki farklılıkları azaltmak yerine, birkaç bin okulu “nitelikli” olarak ayrıştıran bir yapı üzerine kurulmuştur. Bugün ise karşımıza “riskli-risksiz okul” ayrımı çıkmaktadır. Asıl tartışılması gereken yalnızca 30 bin güvenlik personelinin yeterli olup olmadığı değildir. Neden bütün devlet okulları nitelikli hale getirilememiştir? Neden bugün on binlerce okul riskli olarak değerlendirilmektedir?
Bir eğitim sisteminde on binlerce okul riskli görülüyorsa, yalnızca o okulların kapısına değil, onları riskli hale getiren koşullara ve yıllardır uygulanan eğitim politikalarına da bakmak gerekir.
Kalabalık sınıflar, ikili eğitim, öğretmen açığı, yetersiz rehberlik ve psikososyal destek, yoksulluk ve eşitsizlik, akran zorbalığı, çocukların okuldan kopuşu, sanat ve spor olanaklarının yetersizliği ile öğretmenin mesleki otoritesinin ve saygınlığının aşındırılması güvenli okul sorunundan ayrı düşünülemez.
Buna eğitimin çocuklar açısından giderek gelecek vadetme özelliğini kaybetmesi de eklenmektedir. Çocuğun eğitimle yaşamını değiştirebileceğine, emeğinin karşılığını alabileceğine ve kendisine bir gelecek kurabileceğine dair inancı zayıfladığında okulun anlamı da zayıflamaktadır. Kendisine gelecek sunmayan bir eğitim sistemine çocuğun güçlü bir aidiyet geliştirmesini beklemek mümkün değildir. Umutsuzluk, yabancılaşma ve okuldan kopuş da şiddeti besleyen sosyal ve pedagojik zeminin parçalarıdır. Eğitim-İş’in eğitimde şiddet araştırmasında da öğrencilerin kendilerini güvende, değerli ve desteklenmiş hissetmemeleri ile gelecekten duyulan umutsuzluğun şiddet riskini besleyen koşullarla birlikte değerlendirilmesi gerektiği ortaya konulmaktadır.
Üstelik yaklaşık 30 bin riskli okula 30 bin personel görevlendirilmesi, okul başına ancak bir kişi anlamına gelmektedir. Geriye kalan 30 binden fazla devlet okulunun güvenlik ihtiyacı ise ortada durmaktadır. Güvenlik, bir okul ancak “riskli” hale geldiğinde sağlanacak bir hizmet değildir. Güvenli eğitim ortamı bütün çocukların hakkıdır.
İstihdam biçimi de sorunun önemli bir parçasıdır. Okul güvenliği geçici istihdamla yürütülecek dönemsel bir iş değildir. Okul girişinde görev yapan kişi; öğrenciyi, öğretmeni, veliyi ve okul çevresini tanıyan, çocuklarla iletişim konusunda eğitimli, görev ve yetki sınırları açık, kadrolu, güvenceli ve okulun sürekli personeli olmalıdır.
Okul girişlerinin kontrol altında tutulması gereklidir. Son dönemde yaşanan şiddet olayları karşısında okulun dışarıdan gelebilecek tehditlere karşı korunması elbette önemlidir. Ancak burada pedagojik sınır açıktır: Okulun kapısını korumak başka, öğrenciyi potansiyel suçlu gibi görmek başkadır.
Metal dedektörler, kameralar ve benzeri fiziksel önlemler belirli durumlarda güvenlik tedbiri olabilir; ancak güvenli okul politikasının kendisi olamaz. Bilimsel bulgular, metal dedektörler ve benzeri fiziksel önlemlerin tek başına okulları daha güvenli hale getirmediğini; güçlü okul ikliminin, aidiyetin, nitelikli rehberlik ve ruh sağlığı hizmetlerinin, sosyal-duygusal desteğin, sanat ve spor faaliyetlerinin kalıcı güvenlik açısından belirleyici olduğunu göstermektedir.
Akran zorbalığı dedektörle önlenemez. Siber şiddet kapı kontrolüyle çözülemez. Dışlanan, yalnızlaşan, geleceğe ilişkin umudunu ve okuluna aidiyetini kaybeden bir çocuğa daha fazla denetim değil, daha güçlü pedagojik ve sosyal destek gerekir.
Güvenli okul için yapılması gerekenler bellidir. Her okulda yeterli sayıda rehber öğretmen bulunmalı, 250 öğrenciye bir PDR uzmanı standardına ulaşılmalıdır. İhtiyaç duyulan okullarda psikolog ve sosyal hizmet uzmanları istihdam edilmelidir. Çocukların ücretsiz sanat, spor, kültür ve kulüp faaliyetlerine erişimi sağlanmalıdır. Her okulun öğrenci, öğretmen ve ailelerin katılımıyla hazırlanmış şiddeti önleme planı olmalıdır.
Öğretmenin mesleki güvencesi ve itibarı güçlendirilmelidir. Okul binaları, okul çevreleri ve okul yolları güvenli hale getirilmeli; öğrencilerin sağlıklı beslenme ve temiz içme suyuna erişimi sağlanmalıdır. Kalabalık sınıflar azaltılmalı, ikili eğitim sona erdirilmelidir.
Çünkü okulun güvenliği kapıda başlar ama kapıda bitmez. Sınıfta, koridorda, bahçede, rehberlik servisinde, okul çevresinde ve çocuğun kendisini o okula ait hissetmesinde devam eder.
30 bin geçici personel bir güvenlik tedbiri olabilir; ancak bütüncül bir güvenli okul politikası değildir. Gerçek sorunların ve yıllardır yerine getirilmeyen kamusal sorumlulukların üzerini örtemez.
Bir eğitim sisteminin başarısı birkaç bin “nitelikli okul” yaratmak değil, bütün okulları nitelikli hale getirmektir. Güvenlik politikasının amacı da bazı okulları “risksiz” tutmak değil, bütün çocuklar için güvenli okul ortamı yaratmaktır.
Güvenli okul, güvenlikçi okul değildir. Çocuğun şüpheli görüldüğü değil korunduğu; yalnız bırakıldığı değil desteklendiği; öğrencinin ve öğretmenin kendisini güvende ve ait hissettiği; çocuğun eğitimle geleceğine umutla bakabildiği okuldur.
Kalıcı çözüm, okullara yalnızca yeni güvenlik tedbirleri eklemek değil; okulları riskli hale getiren koşulları ortadan kaldıran kamusal, bilimsel ve pedagojik bir eğitim politikası oluşturmaktır.