HUKUKSUZ SÜRGÜN KARARINA KARŞI GEBZE’DEYDiK!

27 Mart 2026

GALERİ
HUKUKSUZ SÜRGÜN KARARINA KARŞI GEBZE’DEYDiK! | EĞİTİM İŞ HUKUKSUZ SÜRGÜN KARARINA KARŞI GEBZE’DEYDiK! | EĞİTİM İŞ

RESİMLERİ GÖRÜNTÜLEMEK İÇİN ÜSTÜNE TIKLAYINIZ

Eğitim-İş olarak; Gebze Alaettin Kurt Anadolu Lisesi’nde süregelen baskıcı, liyakatsiz yönetim anlayışına ve üyemiz Tamer Çağlar’a uygulanan hukuksuz sürgün kararına karşı sesimizi Kocaeli’nden yükselttik.

 

 

Gebze Alaettin Kurt Anadolu Lisesi önündeki açıklamamıza Genel Başkanımız Kadem Özbay, Genel Sekreterimiz Seher Ergin, Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreterimiz Yeliz Toy, Genel Basın-Yayın ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimiz Hüseyin Selçuk, Kocaeli 1 No’lu Başkanımız Ersin Tolga Başbay, Kocaeli 2 No’lu Şube Başkanımız Adem Eliçora, Bursa Şube Başkanımız Özkan Rona, İstanbul 3 No’lu Şube Başkanımız Oğuz Akkaş, İstanbul 6 No’lu Şube Başkanımız Önder Yılmaz, Sakarya Şube Başkanımız Tolga Aşkın Yılmaz, Yalova Şube Başkanımız Erol Usta yöneticilerimiz ve üyelerimiz katıldı.

 

Genel Başkanımız Kadem Özbay’ın burada yaptığı açıklama şöyle:

“Değerli Basın Mensupları, Kıymetli Eğitim Emekçileri;

 

Bugün burada, Eğitim-İş olarak bir zorunluluğun altını çizmek için konuşuyoruz.

 

Gebze Alaattin Kurt Anadolu Lisesi’nde yaşananlar artık bir idari süreç değil; planlı bir hedef alma, sindirme ve Cumhuriyet öğretmenine yönelik bir kumpas mekanizmasıdır.

 

Mezuniyet Skandalının Faili, Bugün Sürgünün Mimarıdır!

 

Hafızalarımızı tazeleyelim:

Bu okulun müdürü; geçtiğimiz yıl kız öğrencileri “elbiseleri uygun değil” diyerek mezuniyet törenine almayan, kapıları çocukların ve ailelerin yüzüne kapatan o ayrımcı ve dayatmacı zihniyetin temsilcisidir.

 

O gün çocukların kıyafetine bakıp “uygunsuz” diyenler; bugün Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün resmini, öğretmenin kendi sınıfında yürüttüğü eğitim faaliyetlerini, hazırladığı panoları ve mesleki tasarruflarını muğlak gerekçelerle “pedagojik olmayan içerik” sayarak suç üretmeye çalışmaktadır.

 

• Soruyoruz: Türkiye’nin konuştuğu o skandaldan sonra bu şahıs nasıl hâlâ o koltukta oturabilmektedir?

 

Öğretmenlere mobbing uyguladığı, ders programlarını keyfi biçimde değiştirdiği ve notlara müdahale ettiği yönünde şikayetler bulunan bir müdür, kimler tarafından korunmaktadır?

 

Üyemiz Tarih Öğretmeni Tamer Çağlar’ın sınıfında hazırladığı Atatürk Köşesi; resmi raporlarda açıkça bu şekilde ifade edilmese de, hepimizin bildiği üzere hedef alınmış ve suç unsuru haline getirilmek istenmiştir.

 

Buradan soruyoruz:

Cumhuriyetin okulunda, Atatürk’ün görsellerini kaldırmaya nasıl cüret ediyorsunuz?

 

Atatürk’ün fotoğrafının altında oturduğunuz, Cumhuriyete ve Atatürk’e borçlu olduğunuz makamdan kalkıp o fotoğrafları hedef alıyorsunuz!

 

Bu bir idari işlem değildir.

 

Bu bir zihniyet meselesidir.

 

Cumhuriyetçi bir tarih öğretmeninin sınıfına astığı Atatürk görsellerinden rahatsız olan, öğretmenin sorumluluğundaki sınıfa keyfi biçimde müdahale eden; buna karşılık TÜGVA ve benzeri yapıların faaliyetlerine gelince hiçbir sınır tanımayan bir anlayışın eğitim ortamlarında yeri yoktur.

 

Öğretmenin bilgisi ve onayı dışında sınıfa girilmekte, farklı içerikler dayatılmaktadır.

 

TÜGVA ve İHH gibi yapılar okulda adeta cirit atmakta, duyurular sınıf kapılarına öğretmene sorulmadan ve öğretmenle paylaşılmadan asılmaktadır.

 

Daha da vahimi;

Ders saatinde öğrenciler sınıftan alınabilmekte, okul içinde oluşturulan ve ayakkabısız girilen odalarda farklı içerikli sohbetlere yönlendirilmektedir.

 

Soruyoruz:

• Okul mu burası, yoksa belli yapıların faaliyet alanı mı?

• Bu okul müdürü kendisini okulun sahibi olarak mı görmektedir?

• Bu yapılar istedikleri zaman okula girip faaliyet yürütebilir mi?

• Dersin sabote edilmesi, öğrencinin dersten alınması normal midir?

Hayır, normal değildir!

 

Öğretmen buna itiraz ettiğinde ise cezalandırılan taraf olmaktadır.

 

Üyemize; uyarı, kınama ve aylıktan kesme dahil 6 ayrı idari ceza, adeta paket halinde, jet hızıyla ve her başlıktan soruşturma üretilerek bir cezalandırma operasyonu haline getirilmiştir. Bu durum, soruşturmanın amacını ve taraflılığını açıkça ortaya koymaktadır.

 

Bu soruşturmalarda yer alan muğlak ifadelerle ilgili somut hiçbir açıklama yapılmamakta, öğretmene isnat edilen iddialara dair açık belgeler ortaya konulmamakta ve en temel hak olan savunma hakkı fiilen engellenmektedir.

 

Yetmemiştir.

 

Üyemiz 85 kilometre uzağa sürgün edilmiştir.

 

Bu bir “tedbir” değildir!

 

Bu, öğretmeni okulundan ve öğrencilerinden koparmaktır.

 

Bu, her gün saatlerce yol gitmeye mahkûm ederek bir öğretmeni yıldırma operasyonudur.

 

Varsayalım ki “kurum huzurunu bozuyor” gibi muğlak iddialarınızın doğru olduğu kabul edildi.

 

Bunun karşılığı 85 kilometre uzağa göndermek midir?

 

Bu anlayış Edirne’de olsaydı, öğretmeni Yunanistan’a mı sürecektiniz?

 

Bu karar; mezuniyet gecesinde çocukları kapıda bırakan o despot anlayışın, dik duran Eğitim-İş sendikasının bir üyesi üzerinden kendince intikam alma girişimidir.

 

Ama bilinmelidir:

Biz korkmayız.

Susmayız.

Boyun eğmeyiz.

 

Tarihle yargılanacak olan sizsiniz.

 

Hak, eninde sonunda haksızlığa üstün gelecektir.

 

Biz hukukun ve adaletin yanında dururken, siz bunun karşısında kalacaksınız.

 

Okula gelen malum sendika yöneticilerine sendikal sorumluluklarını hatırlatan, öğretmenler odasına davet eden üyemiz, kalabalık bir grubun hedefi haline getirilmiştir. Öğretmenler odasına giremeyen bir sendikaya ne denir?

 

Eğitim emekçileri yoksulluk ve haksızlıklarla mücadele ederken, kendi koltuklarını ve ayrıcalıklarını koruma derdinde olan bu yapılara “sarı sendika” denir.

 

Okul dışında yaşanan tartışmada, provoke edilen öğretmenimizin tepkisi “saldırganlık” olarak servis edilmiştir.

 

Gerçek şudur:

Bir öğretmen, idare ve yandaş sendika eliyle kumpasa getirilmeye çalışılmıştır.

 

Eğitim-İş olarak açıkça söylüyoruz:

 

Kız çocuklarının kıyafetiyle uğraşan,

onları kapıda bırakan,

sınıfın duvarındaki Atatürk resmini kaldırtmaya cüret eden,

öğretmenleri ders programlarıyla baskı altına alan,

notlarına müdahale eden,

öğretmenlerine kumpas kurabilen ve hakkında çok sayıda şikayet bulunan bu yönetim anlayışının;

laik Cumhuriyetin okullarında yeri yoktur!

 

Milli Eğitim Bakanlığı’nı göreve çağırıyoruz:

 

Bu hukuksuz sürgün kararı derhal iptal edilmelidir!

Bu liyakatsiz anlayış o makamdan alınmalıdır!

 

Öğretmeni susturamazsınız!

 

Cumhuriyeti, Atatürk’ü ve Cumhuriyetçi öğretmenleri tasfiye edemezsiniz!

 

Bu ülkenin çocuklarını keyfi kararlarınıza ve dayatmalarınıza teslim etmeyeceğiz!

 

Boyun eğmeyeceğiz!”