MEB SORUMLULUĞUNU ÖĞRETMENLERE YIKAMAZ, ÖĞRETMENLERİ SÜRGÜNLE SUSTURAMAZ!

11 Eylül 2026

Kahramanmaraş Ayser Çalık Ortaokulunda meslektaşımız Ayla Kara ile 9 öğrencimizin yaşamını yitirdiği katliamın ardından Bakanlık tarafından başlatılan soruşturmanın, gerçekleri ortaya çıkarmak ve sorumluları belirlemek yerine yaşananların üzerini örtmeye ve sorumluluğu öğretmenlere yıkmaya yöneldiğini görüyoruz.

Okullarda can güvenliği talebiyle gerçekleştirilen iş bırakma eylemine katılan öğretmenler hakkında soruşturma açıldığını ve öğretmenlerin istekleri dışında başka illere gönderilmek istendiğini öğrenmiş bulunuyoruz.

Bakanlığı açıkça uyarıyoruz: Böyle bir hukuksuzluğa ve vicdansızlığa sakın kalkışmayın!

Öğretmenini ve öğrencisini kendi okulunda koruyamayan Millî Eğitim Bakanlığı, her zaman olduğu gibi kendi sorumluluğunu öğretmenlerin ve eğitim emekçilerinin üzerine yıkmaya çalışmaktadır. Ancak ne yapılırsa yapılsın; denetimsizliğin, güvenlik ihmallerinin ve alınmayan önlemlerin üstü örtülemez.

Soruşturulması gerekenler can güvenliği isteyen öğretmenler değil, okullarımızı güvenli hâle getirmeyenlerdir. Hesap vermesi gerekenler anayasal hakkını kullanan eğitim emekçileri değil, bütün uyarılara rağmen sorumluluğunu yerine getirmeyenlerdir.

İhmal zincirini il müdürüne kadar götürüp orada kesen, asıl karar vericilere ve kendi sorumluluğuna çevirmeyen bir soruşturma gerçeği ortaya çıkaramaz. Bu anlayışın amacı sorumluları bulmak değil, Bakanlığın sorumluluğunu öğretmenlerin üzerine yıkmaktır.

Meslektaşlarını ve öğrencilerini kaybetmenin ağır travmasını yaşayan öğretmenlere psikolojik destek sunmak, onların yanında olduğunu hissettirmek yerine soruşturma açmak; ardından onları istekleri dışında yaşadıkları ilin dışına göndermeye çalışmak hem hukuksuzluk hem vicdansızlıktır.

Bu, sıradan bir idari işlem değildir. Sendikal örgütlenmeye ve bütün eğitim emekçilerine gözdağı verme girişimidir.

Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararları açıktır: Sendikal eyleme katılmak anayasal bir haktır. Bu hakkı kullanan kamu emekçileri disiplin cezalarıyla ya da cezalandırma amacı taşıyan idari işlemlerle karşı karşıya bırakılamaz. Böyle bir girişimin hukuki bedeli vardır; vicdani ve tarihsel karşılığı ise utançtır.

İşin bir başka ibretlik yanı, haklarında işlem yapılan öğretmenlerin büyük çoğunluğunun üyesi olduğu sözde yetkili sendikaların tavrı, daha doğrusu tavırsızlığıdır. Biri tamamen sessizliğe gömülmüş, diğeri ise öğretmenin hakkını gerçekten savunmak yerine ses çıkarıyor görünmekle yetinmiştir.

Süreci başından beri titizlikle takip ediyoruz. Haklarında işlem yürütülen meslektaşlarımız arasında üyemiz bulunmamaktadır. Eğitim-İş olarak, her zaman söylediğimiz gibi üyemiz olsun olmasın; anayasal güvence altındaki haklarını kullandığı için baskıya, soruşturmaya ve sürgüne maruz bırakılan tüm eğitim emekçilerinin yanındayız.

Öğretmeni iktidara karşı korumayan, iktidarı öğretmene karşı kollayan bir yapı sendika değil; iktidarın eğitim alanındaki gölgesidir.

Eğitim-İş olarak açıkça uyarıyoruz:

Can güvenliği talep eden öğretmenler hakkında soruşturma açılması başlı başına bir hukuksuzluktur. Soruşturmalar derhâl sonlandırılmalı, hiçbir disiplin işlemi uygulanmamalı ve öğretmenlerin istekleri dışında başka illere gönderilmesine yönelik bütün girişimlerden derhâl vazgeçilmelidir.

Öğretmenlerimiz yalnız değildir!

Bu hukuksuz ve vicdansız girişimden tamamen vazgeçilene kadar sürecin takipçisi olmaya ve eğitim emekçilerinin haklarını kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz.

Merkez Yönetim Kurulu